Eski Türkçe Sözlük: P-Z

Eski Türkçe Sözlük - Türk dilinin, öz Türkçe'nin köklerinden, bin yıl önceki halinden, güzel kapsamlı bir kelimeler, sözcükler dizini.

  1. PARS:Leopar
  2. PARSAK: 1- Acıma duygusu, merhamet 2- Porsuk
  3. PAŞA: Baş komutan, general( Bu sözcük, bazı dilbilimcilerimize göre, Baş-Şad, bazılarına göre de Baş- Ağa birleşimi ve zamanla ağız değişimiyle bu biçime gelmiştir.
  4. PEÇEN: Çayır, çimen, çayırlık, otlak
  5. PEÇENEK: 1- Otlak, çayırlık 2- Bacanak
  6. PEK: 1- Berk, katı, sıkı, sert, kuvvetli, dayanıklı 2- Bey sözcüğünün, değişik ağız ayrılığı Bek, beg,beğ, bey vb.
  7. PEKİŞ: Sıklık, sertlik, pekişmişlik
  8. PELEN: İyi, ehven
  9. PELİN: Acı ve keskin kokulu bir yayla çiçeği
  10. PELİT: Meşe ağacının çiçeği
  11. PERİNÇEK: (Berincek) 1- Sadık, içten bağlı 2- Fedakar
  12. PINAR: Kaynak, kaynarca, göze
  13. PIŞGAN: Olgun, pişkin
  14. PİŞKİN: Olgun, pişmiş
  15. PUSAT: (Busat, basat) 1- Silah 2- Zırh, koruyucu
  16. PUSUG: Pusu
  17. PUSUN: Pusu, pusma, sinme
  18. PUSUNÇ: İltica, sığınma, sinme, pusma, sığınmış, mülteci
  19. PÜSKÜL: Sarkık, asılı duran süs, aksesuar
  20. SABA (Sava):1- (Sapa, sopa) Sopa, değnek, savma aleti, savaş aleti 2- Söz, iddia, hitap
  21. SABACI: 1- Sopacı, sopayla dövüşen 2- Konuşmacı, hatip
  22. SABAK: (Savak) 1- Sopa, cop sopa kullanan, dövüşçü, sopa ile dövüşen 2- Kımız saklamak için beygir derisinden yapılan tulum
  23. SABAR: 1- Sapar, savar, döver, sopayla döven 2- Savar, savaşır, savaşçı 3- Hatip, konuşmacı
  24. SABI: 1- Sopa, cop 2- Savaş, dövüş 3- Söz, sohbet
  25. SABU: 1- Sopa, cop, değnek 2- Savaş, dövüşçü, dövüş ustası, savaşçı
  26. SAÇA: Saçı, bahşiş, armağan
  27. SAÇAN: 1- Cömert, dağıtan, harcayan 2- Yayıncı, yayın yapan
  28. SAÇI: 1- Armağan, bahşiş 2- Adak, inanç gereği dağıtılan nesne
  29. SAÇILIK: Armağan, hediye, bahşiş
  30. SAÇUK: 1- Eli açık, cömert 2- Armağan, bahşiş 3- Aleni, saklısız, gizlisiz
  31. SADAK: Okların, içinde muhafaza edildiği torba ok torbası
  32. SADU: İyi, çok iyi, ala
  33. SAGAY: 1- Düşünceli, Düşünen, sakınan 2- Özleyen, özlemiş, özlem oymaklarından
  34. SAGIM: 1- Emel, arzu, Murat 2- Düşünce, fikir, düşünceli, fikir sahibi 3- Sağlamlık,dayanıklılık
  35. SAGIN: 1- Özlem, hasret 2- Düşünce, plan, tasarım 3- Davet 4- Kıvılcım
  36. SAGINÇI: Sagınan, düşünen, özleyen, sakınca duyan
  37. SAGU: Ağıt, mersiye
  38. SAGUNDU: Özlenen, düşünülen, kollanan
  39. SAGUNDUK: Özlenen, düşünülen, özlemeye değer
  40. SAGUNUR: Düşünce, tasarım
  41. SAĞ: 1- Sağlık, dirilik, canlılık, yeterlilik 2- Akıl, fetanet 3- Doğruluk, inanırlık 4- Halis, saf, net
  42. SAĞ BİLGE: birl. Sağ/Bilge Doktor, sağlık uzmanı
  43. SAĞAN: Doğan türü, yırtıcı avcı bir kuş
  44. SAĞANAK: Sağanak, sert ve hızlı yağan yağmur
  45. SAĞANÇIĞ: Nefs, can, ruh
  46. SAĞBİLİ: birl. Sağ/Bili (Bilig) Sağduyu, hikmet
  47. SAĞDAÇ: Sağlıklı günlerin arkadaşı, can yoldaşı
  48. SAĞDIÇ: Sağdaç " Damadın en yakın, en güvenilir arkadaşı"
  49. SAĞIK: 1- Düşünceli, planlı 2- Sağ, diri, uyanık 3- Ateş, kıvılcım, ateşli
  50. SAĞIM: 1- Yaşam, sağlık 2- Serap, algın
  51. SAĞIN: 1- Düşünce, tasarım 2- Özlem 3- Ateş, kıvılcım
  52. SAĞINÇ: 1- Kurgu, hayal 2- Sakınca, mahsur, endişe 3- Özlem
  53. SAĞIŞ: Hesap, matematik, sayış
  54. SAĞLAM: Sağlıklı, güçlü, dayanıklı, dirençli
  55. SAĞLI: (Sağlık) Diri, canlı, sağlıklı
  56. SAĞLICA(K): Sağlıklı, diri, esenlikli
  57. SAĞMAN: Sağlıklı, güçlü
  58. SAĞNAK: (Sağanak)
  59. SAĞRAK: İçki içilen kap, kupa, kadeh
  60. SAĞRI: 1- Sağrak 2- Sarı
  61. SAĞUNÇAK: Ağıt, mersiye
  62. SAĞUNMUŞ: 1- Özlem içinde olan 2- Düşünen, düşünceli 3- Davet eden, davetkar
  63. SAKA: 1- Akıllı, arif 2- Düşünceli, kaygılı 3- Sakal 4- Saklı, saklayan, koruyan
  64. SAKAR: 1- Alnında beyaz lekesi bulunan at 2- Uğursuz, sakıncalı
  65. SAKÇI: Koruyucu, muhafız
  66. SAKIK: Çoban yıldızı
  67. SAKIN: 1- Düşünme, tasarım, kaygılanma, kaygıyı ortadan kaldırma eylemi 2- Saklama, koruma,esirgeme 3- Uzaklaşma, ayrılma
  68. SAKINÇ: Düşünce, kaygı
  69. SAKIŞ: Kaygı, endişe
  70. SAKLI: 1- Korunmuş, mahfuz, esirgenen 2- Zinde, dinç, sağlıklı
  71. SAKLICA: 1- Gizli, örtülü, korunan 2- Hazine, mücevher
  72. SAKLIÇAK: 1- Gizli, gizlenmiş, örtülü 2- Yaşam, sağlık, esenlik
  73. SAKMAN: 1- Uyanık, diri, sağlam 2- Sokman, dize kadar çıkan çizme
  74. SAL: 1- Saldırı, saldırmak 2- Salmak, bırakmak, azat etmek, serbestlik 3- göndermek, yaymak,ulaştırmak, uzatmak
  75. SALAÇAK: Salınan, bırakılan, salınmış
  76. SALACUK: Saldıran, saldırıcı, gönderici
  77. SALAMAN: Salınan, bırakılan, azat edilen, serbest, azade
  78. SALAMIŞ: 1- Saldıran, düşmana karşı hamle ve manevra yapan 2- İyi kılıç sallayan, silahşor 3- Salmış, köle azat etmiş
  79. SALANÇU: Saldırgan, iyi kılıç kullanan
  80. SALAR: 1- Ordu sevk eden 2- İyi kılıç kullanan, silahşor
  81. SALÇI: 1- Salıcı, sevk edici 2- Salan, serbest bırakan 3- Karahanlılar döneminde, saray aşçılarının unvanlarından
  82. SALÇUK: 1- Salınmış, azat edilmiş, saltuk, eski köle 2- Başına buyruk, bağımsız, otoriteye karşı çıkan 3- Saldıran 4- Silahşor, iyi silah kullanan 5- Küçük yel, esinti 6- Haber salan, mesaj yollayan
  83. SALDIRAN: Hücum eden, asker sevk eden
  84. SALDIRGAN: Saldırıcı, hücumcu
  85. SALDIRI: Hücum, taarruz
  86. SALDIRMIŞ: Hücum etmiş, taarruz etmiş
  87. SALDUR: Saldırı
  88. SALGARA: Salınmış, azade, başına buyruk, otorite tanımaz
  89. SALGIN: 1- Serbest, bağımsız 2- Serap, hayal
  90. SALGUR: Atak, tetik, saldırmaya hazır
  91. SALGUT: Mebus, vekilEskiden bir bölgeyi temsilen, Kağan'a (Başkente) gönderilen kişilere verilen unvan
  92. SALIK: 1- Vergi, vergi borcu, haraç 2- Haber, öğüt, tavsiye
  93. SALIKÇU: Haberci, öğütçü
  94. SALIM: 1- Serin esen yel, serinlik 2- Ferman, emirname 3- Üzüm demedi, salkım
  95. SALIN: 1- Serbest, serbestlik, salınma, boy gösterme 2- Jest, eda 3- salıncak
  96. SALINMIŞ: Serbest, azade, salaman
  97. SALKIM: Salınmış, sarkık
  98. SALTUK: 1- Serbest bırakılmış, azade, hürriyetine kavuşmuş eski köle 2- Başına buyruk, bağımsız
  99. SALTIN: Yalnız, yalnızlık içinde, tek kalmış
  100. SALUK: (Salık) Serbest, azade, hürriyetine kavuşmuş
  101. SALUM: 1- Özgürlük, azat 2- Kılış, silah
  102. SALUN: 1- Jest, mimik, eda, cilve 2- Boy gösterme, ortaya çıkma
  103. SALUNDU: 1- Özgür, hür 2- Edalı, boy gösteren
  104. SALUR: 1- Saldıran, saldırgan, asker salan 2- Silahşor, iyi silah kullanan 3- Saldırma, kılıç, silah 4- Serbest, azade
  105. SAMSA: Baklava türü bir hamur tatlısı
  106. SAMUKA: İnatçı, dirençli
  107. SAN: Sanmak, saymak, var kabul etmek
  108. SANAGA: 1- Serap, hayal 2- Niyet, maksat
  109. SANAĞ: Hesap, matematik
  110. SANAK: Matematik
  111. SANÇAK: Ucu sivri mızrak
  112. SANÇAR: Saplayan, batıran, dürten, mızrak kullanarak sançan, sançıcı, iyi silah kullanan
  113. SANÇI: 1- Ucu sivri demir, silah 2- Sivri bir aletin, vücuda değince verdiği acı 3- Acı duymak 4- Hayalet
  114. SANÇIĞ: Ucu sivri demir, kargı
  115. SANÇIŞ: Hamle, kılıç veya kargıyla yapılan dürtüş
  116. SANDUGAÇ: Bülbül
  117. SANEK: Hayran, meftun
  118. SANG: San, düşünce var sayma
  119. SANGI: Hayal, serap
  120. SANIR: 1- Hayal 2- Burç
  121. SANKUR: Hayret, şaşkınlık
  122. SANLAV: Hürmet, saygı
  123. SANLI: 1- Sanıcı, düşünücü 2- Şüpheci
  124. SANSAK: Anlayış, intiba
  125. SAPA: 1- Sopa, değnek 2- Kılıç sapı, kabza 3- Aykırı, farklı, başka
  126. SAPAK: 1- Sopa 2-Aykırı, aykırılık
  127. SAPAR: 1- Sabar, döver, dövücü 2- Aykırı, farklı 3- Kabza
  128. SAPURLUŞ: Devrim, ihtilal, ayaklanma, ayrılma
  129. SARAR: Saran, sarıcı, sarma eyleminde olan, ören, örücü
  130. SARGIN: 1- Sevimli, sempatik, çekici 2- Sargı, sarılı, örülü
  131. SARGUT: 1- Güneş ışığı 2- Bağış, ihsan
  132. SARI: 1- Sarı renk, sarışın 2- Sarılı, sarılmış, saran, sarılma
  133. SARICA: Sarılı, sarı gibi, sarıya çalan
  134. SARIG: Sarılı, sarılmış, örgülü
  135. SARIL: Sarılmaktan...sarıl, mecSevgili, saygılı, cana yakın
  136. SARIM: 1- Suyu süzmeye yarayan, ince dokuma 2- Sarma, sarılma
  137. SARIP: Sarp, dik, sarılı, çıkılması güç, yalçın
  138. SARMAN: (Sarıman) 1- Sarışın, sarıya çalan 2- Sıcak kanlı, cana yakın
  139. SARMAŞIK: Sarılı, sarpa sarmış, sarılan
  140. SARTIK: 1- Sarılı, örgülü, örülmüş 2- Farklı, dikkat çekici
  141. SARU: 1- Sarı 2- Sıra dışı, farklı, dikkat çekici 3- Batı, batı yönü
  142. SARUCA: 1- Bir sungur türü avcı kuş 2- Sarıya çalan, sarışın
  143. SARUL: Sarılı, sarılmış
  144. SATI: 1- Satık, satuk, satılmışın dişisi 2- Pazar yeri (Eski Türk geleneklerine göre, çocukları sık ölen ya da olmayan ailelerin, çocuğu olduğunda, yaşaması ve uzun ömürlü olması için, onu Tanrı'nın sevdiği, toplumun sevip saydığı, bir ulu kişiye ya da onun ruhuna, çocuğu koruması, manevi bir destek vermesi bakımından emanet edilmesi eylemine satma-satılma adı verilirÇocuk erkekse, "Satılmış", kız ise "Satı" adı verilir)
  145. SATIÇ: 1- Satıcı, tüccar 2- Mertebe, rütbe
  146. SATIM: 1- Satıcığım 2- Ticaret
  147. SATIŞGAN: Satıcı, tüccar
  148. SATUK: Satı, satık, satılmış
  149. SATUN: Satın alma, satın alma gücü, paha
  150. SAV: (Sava) 1- Mesaj, haber, yeni haber 2- İddia- isnat 3- Ün, san 4- Savaş, vuruşma, dövüş 5-Öykü, atasözü, darbı mesel
  151. SAVA: (Sav)
  152. SAVACI: (Savcı)
  153. SAVAN: 1- Savıcı, savaşçı, def edici 2- Elçi, arabulucu
  154. SAVAR: Savaşçı, savıcı, defedici
  155. SAVARU: 1- Bahşiş, armağan 2- Geçici, muvakkat
  156. SAVAŞ: Harp, döğüş, vuruşma, savma, defetme
  157. SAVAŞGAN: Savaşçı, cengaver
  158. SAVÇI:Savcı, savacı)1- Elçi, haberci, resul, sözcü 2- Savaşçı, cengaver 3- Ünlü, meşhur, ün salmış
  159. SAVDUK: Uğurlama, veda
  160. SAVGAT: Armağan, bahşiş
  161. SAVGU: 1- Haraç, vergi 2- Şifa, derman
  162. SAVRIN: 1- Armağan, bahşiş 2- Ahd, azim
  163. SAVRUK: Savrulmuş, derbeder
  164. SAVTUR: Veda, uğurlama
  165. SAVUN: 1- Davet, çağrı 2- Savunma, savaş 3- Ağıt, mersiye, ölenlerin yiğitlik ya da hayırlı işlerini anlatmak için verilen yemek
  166. SAVUNDUK: Davetiye
  167. SAVUNGAN: Savunucu, savaşan, direnen, müdafi
  168. SAVUR: Eli açık, cömert, hovarda
  169. SAVURKAÇ: 1- Savurgan, hovarda, eli açık 2- Fırtına, katı yel
  170. SAVUT: 1- Koruyucu, koruyan, müdafi 2- Zırh, çelik yelek, demirağ
  171. SAY: (sag, sağ, sak, sayı) 1- Saygı, sayma, geçerli kılma 2- Düşünme, ölçme, seçme, tasarım, hesap, ödeşme 3- Taşlık yer 4- Zırh, göğüslük
  172. SAYAK: Saygılı, hürmetli
  173. SAYAN: 1- Saygılı, saygıdeğer, saygıya layık 2- saygı gösteren, efendi, ağırbaşlı
  174. SAYDAM: Saf, net, berrak, sayılabilen, açık, temiz, bilinen
  175. SAYDUR: Saygı duruşu, ihtiram duruşu
  176. SAYGI: 1- Hürmet, önem, değer, edep 2- Sayı, sayım, matematik
  177. SAYGIN: İtibarlı, hürmet gören, saygı gören, hatırı sayılır
  178. SAYIL: Seçilmiş, seçkin, sayılan
  179. SAYILGAN: Sayılan, saygı gösterilen,muteber
  180. SAYIM: Saygı, saygı gösteriş
  181. SAYIN: 1- Seçkin, değerli, muteber, güzide, muhterem 2- Saf, halis, arı 3- Güzel, ender rastlanan
  182. SAYINDI: Saygı duyulan, itibar gören, muhterem, saygın
  183. SAYIR: İçinden su çıkan mağara
  184. SAYIŞ: Ödenek
  185. SAYIT: Saygın, muteber
  186. SAYLAK: Sayılan, takdir gören, usta, uzman
  187. SAYLIK: Şeref, haysiyet, onur
  188. SAYMAN: Sayıcı, hesapçı, hesap ve sayı uzmanı
  189. SAYRI: Üzgün, mahzun, yorgun ilgisiz
  190. SAYVAN: Gölgelik, kamelya
  191. SAZAĞAN: (Sazan) Soğuk yel
  192. SAZAK: 1- Sazlık, bataklık 2- İnce yağan kar 3- Ak bulut 4- Çok konuşan, geveze 5-Poyraz, soğuk esen yel 6-Sezgin, sezici, uyanık
  193. SAZAN: 1- Soğuk esen yel 2- Sazlık, bataklık 3- Sezen, sezici
  194. SEBE: Sevgi, sevi
  195. SEBÜK: Sevik, sevilen, sevgi gören
  196. SEÇEN: 1- Titiz, seçici, ayırıcı 2- Konuşkan, hoş sözlü
  197. SEÇİL: 1- Seçkin, güzide, seçilmiş 2- Farklı, olağanüstü
  198. SEÇİLİR: Seçkin, güzide
  199. SEÇİLMİŞ: Seçkin, güzide
  200. SEÇKİN: 1- Farklı, göze batan, olağanüstü 2- İtibar gören, muhterem
  201. SEGREK: Seyrek, ender rastlanan
  202. SEĞİRTGEN: 1-Koşucu, atlet 2- Afacan, ele avuca sığmaz, tez canlı
  203. SEĞREK: Seyrek, nadir, az rastlanır
  204. SEKMEN: Seviye, mertebe
  205. SELÇİK: (Seligcik) 1- Temiz, pakize, namuslu, bakire 2- Küçük kılıç, bıçak 3- Açık,beliğ, fesahatli
  206. SELEK: Eli açık, cömert
  207. SELEN: 1- Salınan, sallanan, kıvrılan 2- Temiz, pak, namuslu, zarif, bakire 3- Fısıltı, hafif ses 4-Haber, havadis 5- Yılan (Tuva ve Çuvaşlarda)
  208. SELENGE: Kıvrılan, kıvrık
  209. SELİG(Silig): 1- Namuslu, temiz, dürüst, pakize 2- Kibar, narin, zarif
  210. SELİGÇİK: (Selçik) Temiz, namuslu, bakire
  211. SELİN: 1- Selen, salınan, haber, fısıltı 2- Sülün kuşu
  212. SEMİZ: 1- İri yarı, şişman 2- Besili, bakımlı
  213. SENGER: 1- Canavar, ejderha 2- Kale, burç
  214. SENGİ: Sevgi, sevi
  215. SENGÜN: Ordu komutanı, general
  216. SEPİL: 1- Yaygın, yayılmış, bulaşmış 2- Kale, hisar
  217. SEPİN: 1- Çeyiz, kalın 2- Yaygın, yayık
  218. SEREDAY: Yüzük, takı, aksesuar
  219. SERİM: 1- Gösteriş, teşhir 2- Sabır, metanet
  220. SERİN: 1- Gölge, gölgelik 2- Genişlik, gerilmişlik 3- Soğuğa yakın, hafif soğuk 4- Sabırlı, dayanıklı
  221. SERİNGEN: 1- Serince, serinleşmiş 2- Sabırlı, dayanıklı
  222. SEVEN: Sevmek...den sevgi sahibi, şefkatli, tutkulu
  223. SEVERGE: 1- Dost, yakın, yaren 2- Aşk, sevgi, tutku
  224. SEVGİ: Sevme eyleminin nüvesi
  225. SEVİ: Sevgi, sevgi eğilimi, sevgi yakınlığı
  226. SEVİGEN: Seven, sevgisini veren
  227. SEVİK: 1- Sevilen, sevgi gösterilen, sevgiye layık, sevgili 2- Dost, gönüldaş
  228. SEVİL: Sevilen, el üstünde tutulan
  229. SEVİLGEN: Sevilen, aşırı ilgi gören
  230. SEVİM: Sempati, alım, çekicilik- sevgiye yol açan
  231. SEVİMLİ: Çekici, sempatik
  232. SEVİN: Sevinç, mutluluk
  233. SEVİNÇ: Neşe, coşku, sevinme duygusu, mutluluk
  234. SEVİNÇEK: Sevinilecek şey, sevinç kaynağı
  235. SEVİNDÜK: Mutluluk, bahtiyarlık (Uzun süren bir çocuksuzluk döneminden sonra, çocukları olan ailelerin sık kullandığı, geleneksel adlardan)
  236. SEVİNMİŞ: Sevinçli, mutlu, mutlu olmuş
  237. SEVİNTİ: 1- Mutluluk, mutlu olmaya değen 2- Ferahlık, gevşeme, rahatlık, huzur
  238. SEVÜK: Sevilen, sevgili, canan
  239. SEYİRTGEN: Afacan, çalışkan, ele avuca sığmaz
  240. SEYREK: Az rastlanır, sıra dışı
  241. SEZEK: 1- Hassas, duygulu, ferasetli 2- Sezgi, anlayış, kavrayış, his
  242. SEZEN: Anlayan, kavrayan, hisseden
  243. SEZER: Hassas, duygulu, fark edici
  244. SEZGİ: İdrak, seziş, hissediş, ilham
  245. SEZGİN: Hassas, sezici
  246. SEZGİR: Hassas, narin, alıngan
  247. SEZİGEN: Sezen, sezgin
  248. SEZİK: Sezgin, içli
  249. SEZİKLÜ: Tedbirli, sezici
  250. SEZİM: Hissediş, anlayış
  251. SEZİMTAL: Hassas, duygulu
  252. SEZMİŞ: İdrak eden, anlayan
  253. SIBAK: Sopa, değnek
  254. SIDAL: Muktedir, güçlü, egemen
  255. SIGUN: 1- Yabani geyik 2- Emek, zahmet, sıkıntı
  256. SIĞIN: Erkek geyik, Ala geyik
  257. SIĞINAK: Sıkı korunan, sığınılacak yer, yoğun ve katı olan yer
  258. SIĞINDIK: Bağlılık, sadakat
  259. SIĞLAM: 1- Sağlam, sıkı, yoğun 2- Sine, bağır
  260. SIK: Katı, yoğun
  261. SIKI: Katı, sıkılmış, yoğun
  262. SIKILGAN: Daralmış, daralan, sıkılaşan, utangaç
  263. SIKIN: 1- Keder, yas, üzüntü, sıkıntı 2- Ala geyik
  264. SILIV: Temiz, pakize, bakire
  265. SILKIM: Cesur, gözükara
  266. SIN: 1- Deney, deneme 2- Endam, gösteriş
  267. SINAÇI: Hakem, sınayıcı
  268. SINAĞ: Sınav, imtihan, deneme
  269. SINAK: Deney, sınav, imtihan
  270. SINAUVU: Sınav, deney
  271. SINAYÇI: Hakem, sınayan
  272. SINÇI: Hakem, sınaçı
  273. SINDIRAÇ: Bülbül
  274. SIRAY: Çehre, yüz, beniz
  275. SIRGA: 1- Küpe, takı, aksesuar 2- Armağan, bahşiş 3- Halka, halkalı
  276. SIRGALU: Küpeli
  277. SIRMA: Sırlı, boyalı, gümüş tel
  278. SIYKIM: Sevgili, canan
  279. SIYLI: 1- Sevimli, sempatik, muteber 2- Armağan
  280. SIYLIK: Armağan, bahşiş
  281. SIYURGAL: Armağan
  282. SIZGIÇ: Kalem, yazgaç
  283. SIZIM: Sızı, yakınma, hüzün
  284. SİBEL: 1- Buluttan ayrılıp henüz yere düşmemiş yağmur tanesi 2- Buğday, buğday tanesi
  285. SİLGİ: Arınma, temizlik, parlaklık
  286. SİLİG: 1- Temiz, namuslu, dürüst 2- El değmemiş, bakir, bakire 3- Tatlı dilli
  287. SİNÇE: Çehre, beniz
  288. SİNGİL: Küçük kız kardeş
  289. SİNGİN: Mahçup, sıkılgan
  290. SİNKEL: İmtiyazlı, ayrıcalıklı
  291. SİNKİL: İmtiyazlı
  292. SİR: 1- Şeciye, soy, kök 2- Birleşik, birleşmiş
  293. SİREK: Zeki, akıllı
  294. SİTACU: Nazlı, narin, alıngan, hassas
  295. SİYAVUŞ: Sevimli, sempatik, sevgiye layık
  296. SİYENDİ: Sevilen, sevilmiş, sevgiye layık
  297. SİYREK: Az rastlanır, seyrek bulunur
  298. SİYUN: Sevim, sevimlilik, sempati, beğeni
  299. SİYURAN: Utkan, muzaffer
  300. SİYURGAL: 1- Ödül, armağan, ödül alma 2- Madalya, askeri nişan
  301. SİYURGATMIŞ: 1- Düşmanı bozguna uğratmış 2- Başarılı, ödül ve övgü almış
  302. SİYÜNÇ: Sevinç, mutluluk
  303. SİZGEK: Zeki, sezgin, müdrik
  304. SİZÜÇEN: Hassas, zeki, uyanık, akıllı
  305. SOBAY: 1- Bekar, yalnız, münferit 2- Silahını iyi kullanan, deneyimli asker, savaşçı
  306. SOĞAY: Sağlıklı, zinde, dinç
  307. SOKMAN: 1- Mert, dürüst 2- Diz kapağına kadar gelen uzun bir tür çizme (Türkmen çizmesi)
  308. SOKULAG: 1- Adak, kurban 2- Sokulgan, munis, cana yakın
  309. SOKULGAN: Cana yakın, munis
  310. SOKUM: Kurban, adak
  311. SOLAGAY: 1- Solak 2- Ters, hiddetli, öfkeli
  312. SOLAK: 1- Asker yöneten, asker sevk eden (Sulag) 2- Sol el ve ayağını kullanan
  313. SOLAŞIGLI: Yararlı, çok yararlı, iş bitirici
  314. SOLGUN: Rengi kaçmış, yıpranmış, hüzünlü
  315. SOLGUR: (Salgur) Atak, saldırı
  316. SOLIN: Araştırmacı, meraklı
  317. SOLMAGAN: Canlı, ölümsüz, solmaz
  318. SOLMAZ: Canlı, diri, çekici
  319. SOLTU: Soludu, soluklu
  320. SOLUK: Nefes, can
  321. SONGAR: Sungur, şahin
  322. SONUÇ: 1- Son, bitim, kıyı 2- Uç, sınır, limit Otmanlı ve Salçuklular döneminde, sınır karakollarında görev yapan kişiler verilen bir ad
  323. SORGUÇ: Başa takılan çelenk
  324. SORGUN: Söğüt türü bir ağaç
  325. SOYÇA: Soylu, soyluca
  326. SOYDAM: 1- Soylu, soyunu düşünen 2- Ailesine bağlı, yuvasına bağlı
  327. SOYDAN: 1- Soylu, soylu bir aileden gelen 2- Hanedan, hanedanlık
  328. SOYDAŞ: Aynı soydan gelen, aynı soyun kişileri
  329. SOYLAMIŞ: 1- Soyunu çoğaltıp, kutsayan, örgütleyen 2-söz, söyleyen, konuşmacı, hatip
  330. SOYLU: Asil, asalet sahibi
  331. SOYLUHAN: birl. Soylu/Han
  332. SOYON: (Sayın)
  333. SOYSAL: birl. Soy/Sal 1- Ünlü, meşhur 2- Soylu, asil 3- Medeni, uygar
  334. SOYURGAL: 1- Ödül, askeri ödül,madalya, nişan 2- Armağan, bağış, ihsan
  335. SOYURGAT: İhsan, bahşiş
  336. SÖKE: Diz üstü çöküş, çökme
  337. SÖKMEN: 1- Yiğit, gözü kara, düşmana diz çöktüren, dize getiren, buyruğunu dinleten 2- Sokman, uzun çizme
  338. SÖKÜR: 1- Kızgın, hiddetli, kabarmış 2- Dize getiren, diz çöktüren,buyruğunu dinleten
  339. SÖKÜRMÜŞ: Dize getirmiş, baş eğdirmiş
  340. SÖN: Güçten kesilme, azalma
  341. SÖNMEZ: 1- Canlı, enerjik, ateşli, iddialı 2- Parlak, göz alıcı
  342. SÖNÜ-k- : Sönük, pasif, cansız, heyecansız
  343. SÖYKEM: Sempati, sevim, sevimlilik
  344. SÖYLEM: Anlatım, hitap, hitabet, demeç, izah
  345. SÖYLENCE: Efsane, mit, destan, lejant
  346. SÖYÜ: 1- Aşk, sevda 2- Sevinç
  347. SÖYÜÇEN: 1- Aşık, sevdalı 2- Sevinçli, mutlu
  348. SÖYÜNDÜK: Sevindik
  349. SÖZBAY: birl. Söz/Bay Söz zengini, hatip, söz cambazı
  350. SÖZBİR: birl. Söz/Bir mecDoğruluk, dürüstlük, söz birliği, sadakat
  351. SÖZEÇEN: (Sözen)
  352. SÖZEN: Hatip, konuşmacı
  353. SÖZER: birl. Söz/Er, mert, sözünün eri
  354. SÖZERİ: birl. Söz/Eri, mert, sözünün eri
  355. SU: 1- Sıvı 2- Asker, er, erat
  356. SUBAK: Sopa, değnek, cop
  357. SUBAY: birl. Su/Bay 1- Bilgili ve deneyimli asker 2- Hafif süvari, atlı asker 3- Bekar evlenmemiş (Anadolu ve Azerbaycan'da) 4- Çocuksuz, çocuğu olmayan ( Kazak ve Kırgızlarda)
  358. SUGAY: Aya benzer, ay parçası
  359. SUĞUNÇAK: Sığınak, sığınılacak yer, sine, bağır
  360. SUKTA: Sıkıcı, ezici, acı kuvvete sahip
  361. SULAK: 1- Asker sevk eden, sefere çıkan 2- Sulu, verimli
  362. SUN: 1- Çağrı, davet 2- İncelik, nezaket 3- Vermek, ihsanda bulunmak
  363. SUNA: 1- Emsalsiz güzellik 2- Yeşilbaş ördeği
  364. SUNAK: Adak, kurban
  365. SUNAR: 1- Davetkar 2- Cömert, abadan
  366. SUNAYAN: Çığırıcı, davetkar
  367. SUNÇA: Sunak, adak
  368. SUNÇAK: Adak, kurban
  369. SUNGU: Bağış, ihsan, ikram
  370. SUNGUN: 1- Yetenek, yetenekli 2- Sunulan, adak, hibe
  371. SUNGUR: 1- Kartal 2- Şahin
  372. SUNGURCA: Sungur yavrusu, küçük sungur
  373. SUNKA: Sunak
  374. SUNKAK: Sunak
  375. SUNKAR: Sungur
  376. SUNKUR: Sungur
  377. SUNTAY: birl. Sun/Tay
  378. SUNU: İkram, davet, bağış, armağan
  379. SUSKUÇAK: Küçük, körpe
  380. SUSÜ: Sağlık, şifa
  381. SUTU BOĞDA: Mübarek, Tanrısal, Tanrıdan gelen (Eski dönem Tanrı sıfatlarından)
  382. SUVAN: Savaşçı, cengaver
  383. SUVAR: Bolluk, bereket
  384. SUVAT: 1- Su kanalı 2- Suyun taksim edildiği yer
  385. SUYUN: (siyun, sevim) Sevimlilik, sempati, niyet
  386. SUYUNÇUK: 1- Sevinç, sevimlilik 2- Müjde
  387. SÜÇÜG: (Süçig) Tatlı, lezzetli, hoşa giden
  388. SÜDÜN: birl. Süt/Ün, Soylu, temiz
  389. SÜLEDİ: Saldırgan, akın yapan, akıncı
  390. SÜLEK: Saldırgan, akıncı
  391. SÜLEMİŞ: 1- Akıncı, saldırgan, düşman üzerine asker yollayan 2- İyi silah kullanan, silahşor
  392. SÜLÜN: Uzun kuyruklu, renkli bir kuş
  393. SÜNE: Ruh, can
  394. SÜNGÜ: (Süngük) 1- Kesici ve delici, uzun bıçak 2- Kemik, kemik parçası, kemikle yapılan mızrak 3-Eskiden, mezar başlarına dikilen sırık
  395. SÜNGÜK: Süngü
  396. SÜNGÜŞ: Süngü darbesi, süngü hamlesi, süngüleme, savaş
  397. SÜRÇEK: Yemek, oyun ve eğlence için yapılan, gece toplantısı
  398. SÜREN: 1- Asker sevk eden, savaşa asker yollayan 2- Haykırış, nara, savaş narası
  399. SÜRER:Asker sevk eden
  400. SÜRGİT: 1- Payidar, kalıcı 2- Ulak, postacı
  401. SÜRÜN: Süs, makyaj, makyaj malzemesi
  402. SÜSÇEN: Kargı ve kılıç saplamada usta olan kişi
  403. SÜSMEN: 1- Süslü, süsü ve süslenmeyi seven 2- Tos atan, toslayan
  404. SÜSÜN: Süslü, işveli, sempatik, çekici
  405. SÜVERCE: Canan, aşık olunan, maşuka
  406. SÜYEK: Kemik, soy, sop
  407. SÜYGEN: Sevgili, canan
  408. SÜYÜK: Kemik, soy, oymak
  409. SÜYÜM: 1- Sevim, sempatik 2- Görüş, kanaat
  410. SÜYÜN: Sevim, sempati
  411. SÜYÜNÇ: 1- Sevinç,mutluluk 2- Müjde
  412. SÜYÜNÇÜ: (Süyünç) müjde
  413. SÜYÜRGE: Toy, şölen, ziyafet
  414. SÜYÜŞ: Buse, öpücük
  415. SÜZEM: Diksiyon, söz söyleme ve konuşma ahengi
  416. SÜZGE: Tarak, çok ince dişli saç tarağı
  417. SÜZGÜ: 1- Tarak 2- Süzgeç
  418. SÜZGÜN: 1- Arınmış, süzülmüş 2- Mest, mahmur, kendinden geçmiş 3- Göz alıcı, alımlı
  419. ŞAD (Şat):1- Ordu komutanı, general 2- Tigin, prens 3- Cesur
  420. ŞADAPIT: Şad'a bağlı birlik ve beyliklerin genel adı
  421. ŞAKAR: 1- Şakır, bülbül gibi öter 2- Çakar, cesur
  422. ŞAKIR: 1- Öter 2- Çakır
  423. ŞAKRU: Çağrı, mesaj, davet
  424. ŞAMAN: Kam, baksı
  425. ŞANÇI: Saplayıcı, iyi ok ve kargı kullanan, silahşor
  426. ŞANDA: Alçak ve rutubetli yer
  427. ŞANYU: (Tanyu) Sonsuzluk, genişlik
  428. ŞARA: (Çara) Ufuk, ufuk çizgisi
  429. ŞAŞ: 1- Şiş, sivri uçlu, et pişirme aracı 2- Taş 3- Dış kısım, dışarı dışarıda kalan, taşra
  430. ŞAŞLIK: Şiş, şiş kebabı
  431. ŞAYBAL: Şımarık, nazlı
  432. ŞAYLAN (çaylan): Nazik, kibar, neşeli, güler yüzlü
  433. ŞAYLIĞ: Şeref, onur
  434. ŞEYBAN: (Şeban, şıban, çıbın, zıbın) Sinek, haşarat
  435. ŞIMGA: Acele, aceleci
  436. ŞORAMUN: (Çoramun, çuramun) Ruhlarla ilgilenen, kötü ruhları kovan
  437. ŞORLAK: Şorul, şorul akan su, çağlayan
  438. ŞÖLEN: Yalnızca fakir ve kimsesizlere verilen toy, yemek ziyafeti, Bey yemeği
  439. ŞUMGA: Aceleci, tez kanlı
  440. ŞURLAK: Çağlayan
  441. ŞURLAYU: Çağlayan
  442. ŞÜYÜN: Müjde
  443. TABAN:1- Tapan, tapınan 2- Temas, dokunma, vurma 3- Dizi, sıra, kafile
  444. TABAR: 1- Tapan, tapınan 2- Vuran, döven, dövüşçü
  445. TABGAÇ: 1, Dövüşçü, kavgacı 2- Ulu, saygıdeğer, muhterem 3- Tapıcı,tapınıcı
  446. TABIN: (Tapın) İbadet
  447. TABKI: Vicdan
  448. TABU: (Tapı, tapu) Kutsanmış, kutlu yapılmış, tapılacak duruma getirilmiş
  449. TABUK: 1- Tabu 2- İnayet, yardım, hizmet
  450. TABUN: Tapın, ibadet
  451. TAÇA: Tasarı, kurgu, plan
  452. TAÇAM: Tasarı, plan, kurgu, senaryo
  453. TADIK: Tat, lezzet, damak
  454. TAG: (Tak, tağ, dağ)
  455. TAGA: 1- Silah 2- Kural, kaide 3- Saygıdeğer, hürmet edilen
  456. TAGAY: 1- Saygı duyulan kişi 2- Dayı, ana tarafından gelen akraba
  457. TAGI: 1- Dindar, inançlı 2- Takı, aksesuar
  458. TAGUK: Tavuk
  459. TAĞ: Dağ
  460. TAĞAN: Üç ayak, saç ayağı
  461. TAĞAŞAR: birl. Dağ/Aşar mecAzimli, kararlı
  462. TAĞLUK: Dağlık, dağlık bölge
  463. TAĞMA: 1- Dağ eteği 2- Elçi, devlet temsilcisi, devlet görevlisi
  464. TAĞUDAR: 1- Heybetli, dağ gibi 2- Dağıtıcı, yok edici, yıkıcı, şiddetli 3- Kısmet, nasip
  465. TAKAK: Ucu, ateşli ok
  466. TAKAY: 1- Dayı, ana tarafından akraba 2- Dolunay
  467. TAKIĞ: Takı, ziynet, aksesuar, mücevher
  468. TAKIR: Takı, ziynet
  469. TAKIŞ: Takı, süs, aksesuar
  470. TAKİ: Dindar
  471. TAKSUK: Harika, olağanüstü, anormal
  472. TALA: 1- İri cüsseli, heybetli 2- Seçkin, güzide
  473. TALAKAN: Yağmacı, yağmalayan
  474. TALAN: Yağma, yağmalama, üşüşme, saldırı
  475. TALAS: 1- At yarışlarındaki, başlangıç ve bitiş çizgisi 2- Fırtına, kum fırtınası 3- Dalga 4- Tartışma, münakaşa
  476. TALAY: (Taluy, Tulay, Toluy,Tolu) 1- Okyanus, derya, büyük deniz, büyük göl mecUluluk, büyüklük, sonsuzluk 2- Gelecek, ikbal 3- Seçkin,güzide Şamanist gelenekte Deniz ve göllerin kutsal ruhu.
  477. TALAZ: Dalga
  478. TALI: Güzide, seçkin
  479. TALIKU: Seçkin, güzide, beğenilen
  480. TALIMAN: Seçkin, güzide
  481. TALKILIÇ: (Dalkılıç) Zırhsız, korumasız
  482. TALKAN: Kızartılmış tahıl
  483. TALPIN: Faal, aktif, çalışkan, himmetli
  484. TALŞIK: İtimat, teminat, güvence
  485. TAMAN: Duman, sis
  486. TAMAR: 1- Damla, damlayan 2- Demir, demir cevheri
  487. TAMGAÇ: Memur, devlet memuru, damgacı, devlet görevlisi
  488. TAMIŞ: 1- Demiş, söylemiş, bilgili, deneyimli, sözüne değer verilen, sözüne güvenilen 2-Damla
  489. TAMİR: Temir, demir
  490. TAMİZ: Damla
  491. TAMTUK: Büyük ve kuvvetli ateş
  492. TAMU: (Tamuğ) Yerin dibi, yer altı, cehennem Şamanist gelenekte, kötü kişi ve ruhların, öldükten sonra gittikleri yer
  493. TAN: (Tang) 1- Gün açımı, gün doğumu, şafak 2- İlginç, acayip, şaşkınlık yaratan 3- Tatlı, tat veren,huzur veren
  494. TANA: (Dana) dana, iki yaşındaki inek yavrusu
  495. TANDU: 1- Tan vakti, tan vaktinde doğmuş 2- Alev, alevli büyük ateş
  496. TANG: 1- Mucize, olağanüstülük 2- Tan vakti 3- Giriş, antre
  497. TANGAK: Kaygı, endişe
  498. TANGSUK: Mucize, şaşırtıcı olay, olağanüstülük
  499. TANGUT: (Tankut) Savaşlarda, mızrak ve tuğların yanına ya da ucuna takılan ipek kumaş, flama
  500. TANIK: 1- Tanuk, şahit, gözlemci 2- Tanıdık, dost, yaren
  501. TANIL: Ünlü, meşhur, tanınan
  502. TANIP: Tanınmış, ünlü
  503. TANIR: Ünlü, tanınmış
  504. TANIŞ: 1- Tanınan, bilinen, aşina, tanıdık 2- Danışılan, bilgi ve deneyimine başvurulan, danışman
  505. TANIŞIK: Yakından tanınan, tanıdık, bildik, dost, yaren
  506. TANIŞMAN: (Danışman) Tanış, danışılan, bilgili kişi
  507. TANIT: Tanınacak nitelikte, belirgin, tanınabilen
  508. TANJU: (Tanyu) Sonsuz genişlik, ululuk,olağanüstülük, mucize gibi Hun imparatorlarının unvanlarından
  509. TANLA: 1- Şaşılası, ürkütücü, olağanüstü, mucize 2- Suçlayan, yargılayıcı 3- Doğuş, tan vakti
  510. TANLAĞI: Mucize
  511. TANMAN: Tan vakti doğan
  512. TanrıDAĞ: birl. Tanrı/Dağ " Tanrı Dağı" Çok eski dönemlerden beri, kutsanarak, Tanrı tarafından yalnızca Türklere tahsis edildiğine inanılan ve halen kutlu kabul edilen sıradağların genel adı
  513. TanrıKUT: birl. Tanrı/Kut Tanrısal, Tanrıdan gelen, Tanrının Kutunu üzerinde bulunduran, haşmetli, Hun imparatoru Mete Han'ın unvanı
  514. TANSIĞ: (Tansık,Tansu) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü
  515. TANSU: 1- Tansık, mucize 2- Yadigar, armağan 3- Birleşik
  516. TANTIK: 1- Çok konuşan, konuşkan 2- Tanıdık, hısım, ahbap
  517. TANUĞ: Tanı, teşhis, kanıt, tanınan, tanınmaya yol açan
  518. TANYU: (Tanju) Ulu, ulaşılmaz, hükümran
  519. TAP: Dilek, istek, umut, yardım ve bunları içine alan beklentilerle dolu inanç
  520. TAPAĞ: 1- Tapma, tapınma, saygı 2- Görev, iş
  521. TAPAR: Tapan, seven, uman
  522. TAPARLU: 1- Mutlu, umutlu 2- Sofu, dindar
  523. TAPDUK: 1- Çocuğu uzun süre olmayanların, çocuğu olduğunda verdiği adlardan 2- Saygı ve sevgiye layık, saygıdeğer 3- İbadet, tapınma
  524. TAPI: Tapınma, ibadet
  525. TAPIK: Önde, önde olan, önde gelen
  526. TAPIN: Tapınma, umma, beklenti
  527. TAPINGU: Tapınılacak nitelikte sevilen
  528. TAPIR: Buluş, yenilik, icat
  529. TAPKI: Vicdan
  530. TAPKIR: Ayak altında kalıp, katılaşan toprak
  531. TAPKUR: Tabur, dizi, topluluk, kafile
  532. TAPLAK: Rıza, kabul, teyit
  533. TAPUK: Tapu, Tabu 1- Tapınma, dilek, istek 2- Tabu, kör inanç 3- Hizmet, hizmetli
  534. TAPUKÇI: (Tapıcı) Saray muhafızı, muhafız askeri
  535. TAPUKSAK: Saygılı, hürmetli
  536. TAPUN: Kutsama, kutsal bir varlığa yönelme, beklenti, ibadet
  537. TAPUNMUŞ: Sofu
  538. TAR: Dar, darlık, zahmet, sıkıntı
  539. TARA: Ağaç dallarını budamak için kullanılan bıçak
  540. TARAGAY: Turgay, tarla kuşu, çayır kuşu
  541. TARAKA: 1- Tarak, eşme, ayırma aleti 2- Saygı gösteren
  542. TARAMAN: Tarayıcı,rençber, çiftçi
  543. TARAN: 1- Geniş arazi, ekinlik, ekin yeri 2- Sınır, hudut
  544. TARANÇI: 1- Sınır muhafızı 2- Ekinci, rençber
  545. TARANG: Mevki sahibi, imtiyazlı, saygıdeğer
  546. TARBAN: Gururlu, mağrur
  547. TARDU: 1- Öncelikli, imtiyazlı 2- Durdu, duran yaşam Göktürkler dönemi, üst düzey yöneticilere verilen bir unvan
  548. TARDUŞ: İmtiyazlı
  549. TARGAN: Savaşlarda, düşmanın geçeceği yollara, onların gidişini ağırlaştırmak ve güçleştirmek için bırakılan, kaya ve kütük parçaları
  550. TARGUN: Mahçup, sıkılgan
  551. TARHAN: (Tarkan) İmtiyaz sahibi soylu kişiBu kişiler, vergi vermez, suçları dokuz kereye kadar bağışlanır, kağan ve hanların huzuruna izinsiz girebilirlerdi.
  552. TARHUN: Güzel kokulu bir yayla çiçeği
  553. TARIK: Darı, tahıl, ekin
  554. TARIM: 1- Emek, enerji, zahmet, sıkıntı 2- Ziraat, rençberlik 3- Irmakların küçük kolları
  555. TARINÇ: Sınır, hudut, uç
  556. TARING: 1- Derin, derinlik 2- Ziraat
  557. TARKAN: İmtiyazlı ve soylu kişi (Tarhan)
  558. TARKANÇ: 1- Öfke, gücenme, rahatsızlık, kızgınlık 2- Darılma, sıkılma
  559. TARKAT: Bakan, nazır, yönetici, bürokrat
  560. TARKINÇ: 1- Darılma, darlanma, küsme, küskünlük 2- İsyan, başkaldırma
  561. TARLIG: 1- Güçlük, darlanma, sıkılma 2- Bahşiş, hediye
  562. TARTA: Terazi
  563. TARTAGAN: 1- Tartan, terazi 2- Dağınık, derbeder
  564. TARTIŞ: Armağan, bağış
  565. TARUG: 1- Darı, ekin 2- Hediye, bağış
  566. TASAR: Plan, tasarı, tasarım
  567. TASIM: Gösteriş, afi
  568. TAŞ: 1- Dış, dışta olan, görünürde olan 2- Kaya parçası mecSertlik, dayanıklılık
  569. TAŞAN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkun
  570. TAŞAR: Taşmış, coşkun, ateşli
  571. TAŞGAN: Taşan, coşan, ateşli
  572. TAŞGARU: Dışarı, dışarıdan, taşra
  573. TAŞGIN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkulu, ateşli, asabi
  574. TAŞKI: Dışarıdan, taşralı
  575. TAŞKIN: Coşkun, ateşli
  576. TAŞRALU: Dışarıdan, yabancı
  577. TAŞRIK: Dışarıda, gurbet, gurbetçi, sefere giden.
  578. TAŞUG: Taşınabilir mal, menkul değer
  579. TAŞÜREK: birl. Taş/Yürek ( Cesur, gözü kara)
  580. TAT: 1- Yemek, damak 2- Uzak, uzakta, uzaktan, yabancılaşmış 3- Kılıç pası, paslı kılıç
  581. TATAR: 1- Uzakta kalmış, yabancılaşmış 2- Çayırlık, mera 3- Kent dışında yaşayan
  582. TATAŞ: (Dadaş) 1- Yakın dost, yaren, arkadaş 2- Uzakta kalmış, aynı uzaklığı paylaşan
  583. TATIG: Tatlı, hoş
  584. TATIR: Çayırlık, otlak, mera
  585. TATLI: Tatlı veren, hoşa giden mecGüler yüzlü, sevimli, cana yakın
  586. TATU: 1- Barış, sulh 2-Uzağı gören, uzak görüşlü 3- Bakıcı, eğitici 4- Tatlı, tat veren 5- Yaratılış, fıtrat
  587. TAV: 1- Hız, devinim, çeviklik, koşu, davranmak, harekete geçmek2- Dağ
  588. TAVAR: Hızlı hareket eden, hızlı davranan.
  589. TAVGAÇ: 1- Hızlı koşan, hızlı davranan, atik 2- Çekici, cezbedici
  590. TAVIŞGAN: Tavşan
  591. TAVLI: 1- Hızlı, atik 2- Dağlı
  592. TAY: 1- Dayak, dayanak, dayanılacak nesne 2- Soy, asalet, soyluluk unvanı 3- Ululuk, büyüklük,çokluk 4- Mevki, yer, bölge 5- Ananın erkek kardeşi, dayı 6- Süt emen at yavrusu
  593. TAYAK: Baston, değnek, dayanılacak nesne.
  594. TAYANÇ: 1- Dayanç, dayanak 2- Hami, koruyucu, sırdaş, güvenilen kişi
  595. TAYANÇI: Danışman, memur. Uygurlar döneminde, küçük dereceli memur unvanlarından
  596. TAYANG: Dayak, dayanak, destek, dayanak
  597. TAYANGU: Danışman, aracı, sıra dışıHan ve kağanların danışmanlarına verilen bir unvan
  598. TAYCU: 1- Hami, destekçi, koruyucu 2- Soylu, seçkin 3- Tay sahibi,tay eğiticisi
  599. TAYEÇE: birl. Tay/Eçe..Soylu, saygıdeğer hanım(Teyze, sözcüğünün buradan geldiğini söyleyen dilciler var.)
  600. TAYGA: 1- Kavak, çam, söğüt karışımı ormanlık bölge 2- yoğurtlu sebze çorbası
  601. TAYGAN: 1- Karışık ağaçlı orman 2- Dayanak, destek
  602. TAYGANA: Kaygan, kayıcı
  603. TAYGUN: Yavru, çocuk, torun
  604. TAYGUR: Kayan, kızakla kayan
  605. TAYIK: Kibar ve nazik genç
  606. TAYLAN: 1- Beyefendi, centilmen 2- Yakışıklı, heybetli 3- Düzgün ve etkileyici konuşan
  607. TAYŞI: 1- Mürşit, yol gösteren 2- Hami, koruyucu
  608. TEBER: Balta, baltalı mızrak
  609. TECİMEN: İdareli, ekonomist
  610. TECİMER: Ekonomist, hesaplı
  611. TEDAN: Tutan, zapt eden, zabit
  612. TEDİK: (Tetik) 1- Usta, becerikli, bilgili 2- Öğüt, nasihat
  613. TEGEN: (Değen) Değerli, karşılığı olan
  614. TEGİN: Tigin, prens, şehzade, bey oğluGöktürkler döneminde, vali unvanı olarak da kullanılmıştır.
  615. TEGİNEK: Değnek, baston
  616. TEGİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- Hücum, taarruz 3- Ulaşım, ulaşma
  617. TEGİŞ: 1- Değişim, değişme 2- Dövüş, temas, çarpışma, hücum
  618. TEGRE: Daire, çevre, civar, etraf
  619. TEGREK: 1- Değer, kıymet 2- Tekerlek, değirmi, yuvarlak
  620. TEĞME: Değme, seçkin, farklı
  621. TEKER: 1- Değer, kıymet 2- Çevre, yöre, daire 3- Saldırgan, mütecaviz
  622. TEKEŞ: Döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı
  623. TEKİN: 1- İyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- Rahat, güvenli,güvenilir, 3- Tigin, prens, bey oğlu 4- Tabi, bağlı, kul, köle 5- Boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- Saldırgan
  624. TEKİNİK: Güvenilir, iyi, münasip, uygun
  625. TEKİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- Hücum, saldırı, saldırganlık
  626. TELA: 1- Delici, delen 2- Tolu, olgun, bilge 3- Armağan, adak, sungu
  627. TELEK: Armağan, sungu
  628. TEMİR: Demir
  629. TEMİR YALUP: birl. Demir/Yalup ...demirci ustası, silah yapımcısı
  630. TEMİRÇAL: birl. Temir/Çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu)
  631. TEMİREN: Ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası
  632. TEMİRHAN: birl. Temir/Han Eski dönem, " Madenlerin kutlu ruhu"
  633. TEMİRKIRAN: birl. Temir/Kıran mecAcı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi
  634. TEMİŞ: Demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli
  635. TEMÜGE: (Temürge) demir, nüvesi
  636. TEMÜRKAZUK: birl. Temir/Kazık Kutup yıldızı
  637. TENBE: At koşumu, koşum takımı
  638. TENEKUR: Boraks madeni
  639. TENGİZ: Deniz
  640. TENİK: Azim, kararlılık
  641. TENŞİ: Eşit, adil, adaletli
  642. TEOMAN: Sis, duman, tuman
  643. TEPE: 1- Uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- Yığın, kütle 3- Bir nesnenin sivri ucu
  644. TEREÇE: İnce, narin, zarif
  645. TEREK: Siper, koruyucu
  646. TEREKEME: Siper, siperlik, sütre
  647. TERİLGEN: Diri, canlı, hazır, tetik, tetikte
  648. TERİLGENBUDUN: birl. Terilgen/Budun Devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk Devletin, temel, ulusal askeri gücü
  649. TERİM: 1- Bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- Emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4- toplantı, dernek 5- Han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı
  650. TERİŞ: Derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı
  651. TERKEN: 1- Süs oku, süslü ok 2- Savaş arabası 3- Soylu, soyluluk unvanı
  652. TERNEK: Dernek, toplantı
  653. TESİYEMİ TANYU: (Ululuğun sınırı olmayan, en ulu )
  654. TETİK: 1- Uyanık, hazır 2- Becerikli, mahir
  655. TEYENG: Sincap
  656. TEYMUR: Demir
  657. TEZ: 1- Hızlı, ivedi, hızlılık 2- Kaçma, ürkme, ürküntü 3- Şiddet, şiddetli
  658. TEZME:Çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden
  659. TEZÜREK: birl. Tez/Yürek Heyecanlı, ateşli
  660. TIBIK: Sakin, asude
  661. TILSIM: Büyü, efsun, sihir
  662. TIN: (Tin) Ruh, can, nefes
  663. TINGI: 1- Tin, can, yaşam 2- Kulağa gelen ses, ses dinleme (Tınlama)
  664. TINGLAK: Efendi, söz dinleyen
  665. TINGLAR: Dinler, hürmetkar
  666. TINGLATUR: Sözü dinlenen, sözü geçer
  667. TINGLAYU: Munis, söz dinleyen
  668. TINGLIĞ: Canlı, diri
  669. TINI: 1- Ruhsal, ruhla ilgili 2- İnanç, iman 3- Tıngırtı, kulağa gelen ses
  670. TİGİN: Prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu
  671. TİGREK: Çevre, daire
  672. TİKE: Parça, bölüm, lokma, tıkım
  673. TİKEN: Dikili, dik, dikmiş
  674. TİKİM: Parça, lokma
  675. TİLBE: Dilek, dilenen şey, murat
  676. TİLBİ: Dilek
  677. TİLEK: Murat, istek, dilek
  678. TİLKİ: Tilki, kürkü için avlanan hayvan
  679. TİLMAÇ: Çevirmen, tercüman
  680. TİLMEN: (Dilmen) Konuşkan, hatip, çenebaz
  681. TİLTAY: Etken, amil, neden
  682. TİLUN: Dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz
  683. TİMAGUR: Merhametli, vicdanlı
  684. TİMUÇİN: (Temuçin, temurçin, timurçine) Çengiz Kaan'ın ilk adıAncak doğrusu, Timurçin'dirDemir ucu, sivri demir anlamındadır.
  685. TİMUR: Demir
  686. TİMUR KÜRKAN: birl. Timur/Kürkan Türk dünyasının en ünlü simalarındanYalnızca Türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen liderlerindenÇengiz Kaan'dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihiYaşamı hep çetin mücadelelerle geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştirKürkan (Damat) lakabını, evliliğinin ilk yıllarında, kayın eçesi olan Buhara Emir' in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,İranlılar ona " Timurleng", Otmanlılar " Aksak Timur" lakabını takmışlardırBu ulu kişi zamanında,Türk dünyası üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, " Birleşik Türk devletleri" ideali, bu ulu kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur.
  687. TİN: 1- Can, ruh, öz 2- Soluk, nefes, yel 3- Dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- Gök, göksel, Tanrısal
  688. TİRGEÇ: Diri, canlı, dirilik veren
  689. TİRİG: Diri, canlı, güçlü
  690. TİRİGLİĞ: Dirlik, yaşam, geçim
  691. TİRİL: 1- Can, ruh, yaşam 2- Dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- Derlenme, derleniş
  692. TİRİM: Yaşam, geçim, hayat yolu
  693. TİRKİŞ: Kervan, kafile
  694. TOGA: 1- Doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- Kalın, katı, yoğun, doymuş 3- Usul, yordam, teamül
  695. TOGAY: 1- Toga 2- Dolunay 3- Koruluk, küçük orman
  696. TOGU: 1- Doğu, doğuş 2- Vuruş, darbe
  697. TOĞAÇ: (tokaç) Topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz
  698. TOĞAN: 1- Doğan, doğan kuşu 2- Canlı, doğmuş olan, yaşayan
  699. TOĞMA: 1- Dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- Yerli, yerli halktan olan kişi
  700. TOĞMAK: (Tokmak)
  701. TOĞMUŞ: Doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan
  702. TOĞRUL: 1- Tuğrul 2- Doğrulmak, ayağa kalkmak
  703. TOĞRULÇA: Doğan kuşu, doğan yavrusu
  704. TOĞSIK: Doğuş, doğum, ortaya çıkış
  705. TOĞUL: 1- Doğulu, doğudan 2- Doğum, doğuş, ortaya çıkış
  706. TOĞULGA: Tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer
  707. TOK: 1- İrilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- Vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- Yol, yöntem, yordam
  708. TOKA: 1- Tok, sert, katı 2- Usul, yol, yordam, teamül 3- Dövüş, vuruş, vuruşma, 4- Huy, hilkat,yaratılış
  709. TOKAÇ: (Togaç) Topuz, çamaşır topuzu
  710. TOKALIG: Tokluk, katılık, sertlik
  711. TOKAY: 1- dolunay 2- Dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı
  712. TOKLU: 1- Yol, yordam, bilen, bilge 2- Bir yaşını geçmiş kuzu 3- İri, dolgun, besili
  713. TOKMAK: Vurma, ezme, dövme aracı Kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç
  714. TOKOL: Kuma, ikinci hanım
  715. TOKTA: 1- Durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- Tedbir, tedbirlilik
  716. TOKTAK: Tedbir, tedbirli, temkinli
  717. TOKTAMIŞ: Durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli
  718. TOKTAR: Dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü
  719. TOKU: 1- Doğu 2- Dövüş, temas, savaş
  720. TOKUM: 1- Doğum, doğuş 2- Yaşam, direnç, dayanıklılık
  721. TOKUMAK: Tokmak
  722. TOKUR: 1- Gözü pek, cesur 2- Dokur, dokumacı
  723. TOKURGAK: Dokuma aleti, dokuma tezgahı
  724. TOKUŞ: 1- Dövüş, savaş, vuruşma 2- Doğuş, direnç, yaşam, dirayet
  725. TOKUZ: 1- Dokuz sayısı (..Türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca dokunmuş bir kumaş
  726. TOLAN: Eşsiz, emsalsiz
  727. TOLAY: Bir tavşan türü
  728. TOLDI: Doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik
  729. TOLDIKORGAN: Anıt, lahit, abide
  730. TOLGA: Miğfer, çelik başlık
  731. TOLGAN: 1- Dolgun, iri, dolu 2- Acı, üzüntü, inleme
  732. TOLKAN: Dolgun
  733. TOLMIŞ: Dolmuş, dolu, olgun, bilge
  734. TOLU: 1- Dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- İçki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- Seçkin, güzide
  735. TOLUHAN: birl. Tolu/Han Arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey
  736. TOLUK: 1- Dolu, olgun, yetkin, bilge 2- Tuluk, tulum
  737. TOLUM: 1- Silah, savaş aleti 2- Olgun, dolgun
  738. TOLUN: Dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış
  739. TOMAN: Duman,sis
  740. TOMBAY: Manda, camış
  741. TOMRİS: (Tomris Hatun) 1-Demir ucu 2- Demir sesi3- Demirin özü, nüvesi.4- Bereket, bolluk,uğur. T..Türk tarihinin ünlü simalarındanSakalar devletinin katun'u (kraliçesi) (İran – Turan savaşları sırasında, zalimliğiyle ünlü, Pers kralı Hüsrev'in, Türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, "Hayatın boyunca kana doymadın, kan döküp kan içtinBen de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim." diyen ulu kişi.)
  742. TON: Don, giyim, giysi, elbise
  743. TONA: Giyimli, varlıklı, yakışıklı
  744. TONAT: Donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren.
  745. TONATMIŞ: Giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık.
  746. TONGA: Kaplan, Asya kaplanı.
  747. TONGUZ: Domuz
  748. TONKA: 1- Tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli
  749. TONLU: Giyimli,şık,zengin,varlıklı
  750. TONSUZ: Yoksul
  751. TONYUKUK: (Tanyu/Kök,gök) Sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik.
  752. TOP: Yığın, topluluk, bütünlük, erk
  753. TOPAÇ: 1- Top gibi, toparlak, dolgun 2-İbrik 3- Sepet, sele
  754. TOPAK: Topluca, toplanmış, yığın
  755. TOPRAK:0Yer, yurt, arazi
  756. TOPURGAN: Ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak
  757. TOPUZ: Toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıcaSilah, dövme ve ezme aracı
  758. TOR: 1- Mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- Türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- Ağ, tuzak 4-Giysi 5- Evlat, çocuk, nesil 6- Zayıflık, incelik, hamlık
  759. TORAMAN: 1- Fahri, onursal, şerefli 2- Kaba, yetişmemiş, acemi 3- İri, dolgun, heybetli
  760. Toran: Turan, duran, yaşayan, dirençli
  761. TORÇUK: Kozalak
  762. TORKU: İpekli kumaş
  763. TORLAK: 1- Eğitilmemiş at 2- Çırak, acemi, ham
  764. TORMIŞ: Durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam
  765. TORMU: Yaşam süresi, yaşam
  766. TORU: 1- Duruş, yaşam 2- Bolluk, bereket, fazlalık 3- Doru, doru renk
  767. TORUG: Doruk, Doru renk
  768. TORUK: 1- Doruk, zirve 2-İnce, zayıf, ham, olmamış
  769. TORUM: 1- Aygır, aygır yavrusu 2- Kul, köle, muti, bağlı 3- Deve yavrusu
  770. TORUN: 1- Evladın, evladı 2- Sevgili, biricik, çok sevilen 3- Acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-Genç boğa
  771. TOSUN: 1- Genç boğa, 2- Tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan
  772. TOY: 1- Şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- Em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- Ordu, ordu birliği 4- Çamur bataklık 5- Doğan türü bir avcı kuş 6- Genç, gençlik, acemilik, çıraklık
  773. TOYAK: 1- Atlara giydirilen savaş zırhı 2- Tırnak, at tırnağı
  774. TOYAN: Toy sahibi, toy veren kişi
  775. TOYGA: 1- Toy sahibi, toy veren kişi, 2- Toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba
  776. TOYGAN: 1- Kurultay üyesi 2- Bir kuş türü 3- Genç, taze
  777. TOYGAR: Tarla kuşu, çayır kuşu
  778. TOYGUN: 1- Genç, taze, deneyimsiz 2- Doymuş
  779. TOYGUR: Doymuş, gözü tok, olmuş, olgun
  780. TOYLAK: 1- Toy yeri, toy yapılan yer 2- Karargah, ordunun toplandığı yer.
  781. TOYLUK: Toy yeri, Toy yapılan yer
  782. TOYMADUK: 1- Özlenen, özlemi duyulan 2- Hırslı, doyumsuz
  783. TOYMAGUR: İştahlı, obur
  784. TOYTİMUR: Ermiş, keramet sahibi, Şaman büyüğü, kam, rahip
  785. TOZUN: 1- Tosun 2- Düzen, uyumluluk
  786. TÖGİ: Cömert , eli açık
  787. TÖGÜN: Çekici, yakışıklı
  788. TÖKMEN: Çekici, yakışıklı
  789. TÖKÜ: Eli açık, cömert, müsrif
  790. TÖKÜŞ: Düğüş, savaş, vuruşma
  791. TÖLEÇ: Ücret, yevmiye
  792. TÖLEGEN: Olgun, kamil, yetişkin
  793. TÖLEK: 1-Ücret, yevmiye 2- Sükunet, sakinlik
  794. TÖLİS: Bölük, bölünmüş
  795. TÖLÜK: Tuluk, tulum
  796. TÖR: 1- Türemek, çoğalmak, yaratılış 2- Makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- Usul, kural, teamül
  797. TÖRE: 1- Düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- Türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış
  798. TÖRELİ: Töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı
  799. TÖREMEN: Görgülü, töreye bağlı
  800. TÖREN: 1- Töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- Soylu, necip, seçkin
  801. TÖRKİN: Kök, menşe, dip, soy
  802. TÖRÜ: 1- Yasa, devlet düzeni 2- Türeyiş, yaratılış
  803. TÖRÜCE: Töreye ve yasaya uygun
  804. TÖRÜİÇİ: Töreye uygun
  805. TÖRÜLÜG: Töreye bağlılık, Töre bilgisi, Töre uygulaması
  806. TÖRÜM: 1- Türeyiş, yaratılış 2- Töreye bağlılık
  807. TÖRÜMÇÜ: Töreye bağlı, soyuna bağlı
  808. TÖRÜN: 1- Soylu, soyluluk 2- Tören, merasim, ihtiram
  809. TÖRÜTGEN: Yaratıcı, yaratan, halik
  810. TÖŞTÜK: Düş, rüya
  811. TÖZ: Kök, dip, temel, cevher, öz
  812. TÖZLÜK: Öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü
  813. TÖZÜN: Soylu, temeli sağlam, köklü
  814. TUNAY: Evlatlık kız çocuğu
  815. TUDUN: (Tutun) 1- Tutunma, bağlılık, sadakat 2- Destek, güvence, tutunulacak nesne Hazar kağanlığı döneminde kullanılan " vali " unvanlarından
  816. TUGAN: Doğan
  817. TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok)
  818. TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay
  819. TUĞ: Sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, Uğur ve Kut işareti olarak kullanılır olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır2- Tıkaç,kapak, bent, set
  820. TUĞANÇI: Doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi
  821. TUĞCU: 1- Tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- İsyancı, isyankar
  822. TUĞÇE: Küçük tuğ, tuğcuk
  823. TUĞLU: Tuğ sahibi, kutlu, uğurlu
  824. TUĞLUK: Tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan
  825. TUĞMA: 1- Doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- Tuğ kaldıran, isyankar
  826. TUĞRUL: 1- Doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- Türk mitolojisinde, adı geçen, yarı insan, yarı kuş.
  827. TUĞSAVUL: birl. Tu/Savul Eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere verilen ad.
  828. TULA: 1- Tolu, dolu, olgun 2- Ayna
  829. TULAN: Dolu, olgun, kamil
  830. TULAY: 1- Talay, taluy, okyanus, deniz 2- Ayna 3- Dolu, dolgun, olgun
  831. TULGA: Tolga, miğfer
  832. TULGAR: 1- Azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- Gösteriş, heybet, heybetlilik
  833. TULGAY: Tuga, Tolga, miğfer
  834. TULİ: 1- Dolu, olgun, kamil 2- Ayna
  835. TULKİ: Tilki
  836. TULTAG: Sakin, kendinden emin
  837. TULU: 1- Dolu, ergin, olgun 2- Ayna
  838. TULUK: 1- Dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek
  839. TULUN: 1- Tolun, dolu 2- Çene kemiği
  840. TUMA: Yeğen, kuzen
  841. TUMAÇI: Erkek kuzen, (Amca, hala, dayı, teyze çocuğu)
  842. TUMAÇIM: Kız kuzen
  843. TUMAĞAN: 1- Nilüfer çiçeği 2- Duman, sis
  844. TUMAN: Duman, sis
  845. TUMAY: Sessiz, sakin, kendi halinde
  846. TUMGAN: Tuman, sis
  847. TUMRUL: Dumrul, Demir ucu
  848. TUNA: (Tona) Varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı
  849. TUNÇ: Bronz, Bakır, kalay karışımı
  850. TUNG: Nüfus sahibi, kudretli, muktedir
  851. TUNGA: 1- Kaplan, Asya kaplanı 2- Kudret, ihtişam, fevkaladelik
  852. TUNGUÇ: Çocuk, evlat, evlatlık
  853. TUNGUT: Evlatlık
  854. TUNUÇ: Tunç
  855. TUR: 1- Durmak, yaşam, canlılık 2- İrade, istek, yargı
  856. TURA: 1- Dura, durak, ev, mekan 2- Deriden örülen kamçı 3- Sibirya bölgesinin eski adı
  857. TURAK: 1- Durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- Yaşam, ömür
  858. TURAL: Durma, yaşama, ömür
  859. TURAM: Olgunluk, kemal
  860. TURAMUN: 1- Evcil, evcimen 2- Onurlu, onuruna düşkün
  861. TURAN: Duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (Çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve kalıcılık dileklerini içeren adlardan.
  862. TURÇAK: Filiz, fidan
  863. TURÇİK: 1- Durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- Fidan
  864. TURDU: Durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü
  865. TURGAK: Bekçi, muhafız, koruyucu
  866. TURGAN: Duran, ömürlü
  867. TURGAY: 1- Tarla kuşu, serçe 2- Türk/Ay
  868. TURGUT: (Turagut) 1- Ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- Belde, mekan mesken, yaşanılan yer
  869. TURKAK: Nöbetçi, bekçi
  870. TURKU: Ateşli, heyecanlı
  871. TURKUAZ:Rengi mavi ile (Türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı
  872. TURMUŞ: Ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan)
  873. TURNA: Leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş
  874. TURSUN: Dursun, Durdu, duran, durmuş vbyaşam, ömür, uzun ömür
  875. TURŞAK : Filiz, sürgün
  876. TURU: 1- Duru, saf, arık 2- Duran, yaşayan, ömürlü 3- Durgun,sakin
  877. TURUM: 1- Yaşam, ömür 2- Sükunet, durgunluk
  878. TURUMTAY: 1- Turum/Tay 2- Doğan türü, avcı bir kuş
  879. TURUŞKAN: Dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü
  880. TURUT: 1- Yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- Ömür, yaşam
  881. TUSİT: Göğün ötesi Şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yerGöğün katlarından
  882. TUSKAN: Akraba, yakın, hısım
  883. TUŞGÜL: İşaret, iz, nişan
  884. TUT: 1- Yakalayış, kavrayış, saklayış 2- Vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- Ordu, ordugah 4- Kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas
  885. TUTA: Bahşiş, armağan
  886. TUTAÇ: Komşu, yakın, dost
  887. TUTAÇI: Komşu, yakın
  888. TUTAK: 1- Silah kabzası 2- Saldırı, hücum, taarruz 3- Evlatlık
  889. TUTAM: Demet, buket, deste
  890. TUTAN: Elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran
  891. TUTAR: Tutucu, hükmedici
  892. TUTAŞ: 1- Küçük hanım, evin en küçük kızı 2- Bekar, bakire kız 3- Komşu
  893. TUTGAK: 1- İnilti, inleyiş, hüzün 2- Geceleri keşfe çıkan savaş birliği
  894. TUTGAN: Tutucu, fanatik
  895. TUTGUÇ: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek
  896. TUTGUN: Tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış
  897. TUTKU: Kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma
  898. TUTGUK: Esir, hapis, tutsak
  899. TUTNAK: Destek, arka
  900. TUTNUK: Tutunulacak nesne, dayak, arka,destek
  901. TUTSU: 1- Vasiyet, öğüt, nasihat 2- Bağımlılık
  902. TUTSUK: Öğüt, nasihat, vasiyet
  903. TUTU: Esir, tutsak, rehine 2- Çekici, cazip, güzel 3- Tutuş, savaş, dövüş 4- Ağırbaşlı,utangaç 5- Yiğit, batur, dövüşçü 6- Bakan, nazır, vali
  904. TUTUG: Vali, askeri vali Göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan
  905. TUTUK: 1- Dövüş, savaş, savaşçı 2- Devlet görevlisi, devlete bağlı 3- Evlatlık 4- Büyü, sihir 5-Tutsak, esir, tutulmuş, rehin
  906. TUTUN: Tutunulacak nesne, destek, arka, güvence
  907. TUTUNÇ: 1- Evlat, oğul, uşak 2- Tutunulacak nesne, güvence
  908. TUTUNGU: Öğüt, nasihat, vasiyet
  909. TUTURGAN: Öğüt, nasihat, vasiyet
  910. TUTURGU: Öğüt, nasihat, akılda tutulan
  911. TUTUŞ: 1- Dövüş, savaş 2- Zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- Orduyu ve devleti düzene sokmak
  912. TUTUŞUK: Demet, çiçek demeti,buket Çengiz Kaan'ın Uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi, imparatorluğun resmi dilinin "Türkçe" oluşunda ve Türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken olmuştur.
  913. TUYAK: 1- Dayak, destek, değnek 2- Duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık
  914. TUYAN: Duyan, işiten
  915. TUYGU: Duygu, his duyumu
  916. TUYGUN: Doğan türü bir avcı kuş
  917. TUYUK: Dayak, destek, arka
  918. TUYUN: Saygın, muteber
  919. TUZGU: Yemek, yoldan geçenlere verilen yemek
  920. TUZAK: Sevgili,sevgili için söylenen söz
  921. TUZAĞI: Sevgili, aşık, maşuka
  922. TUZGUN: Armağan, sunu, bahşiş
  923. TÜBE: 1- Tepe, yüksek yer 2- Siper, sütre
  924. TÜBEK: Tübe, tepe
  925. TÜGÜN: 1- Düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye
  926. TÜGÜZ: Düz, tam, eksiksiz, mükemmel
  927. TÜKEL: 1- Tüy, saç, kıl 2- Dik, dikili Türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi
  928. TÜKÜN: 1- Düğün, dernek, toplantı 2- Bahşiş, armağan
  929. TÜLEK: 1- Zeki, kurnaz, fettan 2- Tüylü, kıllı
  930. TÜLGÜ: Alaca, renkli bir karga türü
  931. TÜLİN: 1- Ayna 2- Ayın çevresindeki ışık halesi
  932. TÜLÜ: 1- Rica, yakarış 2- Düş, rüya
  933. TÜLÜŞ: Ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık
  934. TÜMEN: 1- Duman, duman, sis 2- On bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı
  935. TÜN: Gece
  936. TÜNBAY: birl. Tün/Bay ( Kazak ve Kırgızlarda, yatak, şilte)
  937. TÜNEK: Gece kalınan yer
  938. TÜNG: 1- Gece, gece karanlığı 2- Olağanüstülük, fevkaladelik
  939. TÜNKÜR: Peri, melek
  940. TÜR: Soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş
  941. TÜRE: 1- Töre 2- Tigin, prens, şehzade
  942. TÜREL: Türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun
  943. TÜRELİ: Türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı
  944. TÜREMEN: Töreye bağlı, töreye göre yaşayan
  945. TÜRENER: Töreye bağlı, töre sahibi
  946. TÜRETGEN: Yaratıcı, mucit, üretken
  947. TÜRK: Bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırırTüreyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen vb( Birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortadaO da Töreli, Töreye bağlı, Töreye göre olmuş, Töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu, anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.)
  948. TÜRK BİLGE KAĞAN: (Orhun anıtlarında, Bilge kağan kendini böyle tanıtır.)
  949. TÜRKÜ: Türk dilinde söylenen, melodi
  950. TÜRÜ: Dürülmüş, derli, toplu, düzenli
  951. TÜRÜNG: Aktif, faal, çalışkan
  952. TÜŞ: Düş, rüya
  953. TÜŞTEMİZ: birl. Tüş/Temiz
  954. TÜTSÜ: Güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku
  955. TÜTSÜK: 1- Tütsü, tüten koku 2- Öfkeli, kinci, öç alıcı
  956. TÜTÜK: 1- Güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- Düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde komut vermek için kullanılan düdük
  957. TÜZ: Düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk
  958. TÜZE: 1- Düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- İdare, yönetim 3- Ulus, topluluk, halk 4- Uyum, uyumluluk, barış, uzlaşı 5- Kusursuzluk
  959. TÜZBAYKÜÇ: birl. Tüz/Bay/Güç Bütün, hepsi, hepsini içine alan
  960. TÜZEN: Düzen, uyum, kurallar bütünü
  961. TÜZLİ: Uyumlu, uygun, düzenli, idareci
  962. TÜZLÜG: uyum, ahenk, geçim
  963. TÜZÜK: (Düzük) 1- Düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- Özel durumlara göre biçimlenmiş kurallar bütünü
  964. TÜZÜL: 1- Düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- Anlaşmış,anlaşmalı
  965. TÜZÜM: Düzgünlük, sıra, dizgi
  966. TÜZÜN: 1- Düzen, kural, teamül, gidişat 2- Öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- Uysal, yumuşak huylu ve davranışlı
  967. UBUT:Ar, edep, tevazu, alçak gönüllülük
  968. UC: Uç, sınır
  969. UCAS: İddia, bahis
  970. UCUD: Yeryüzü, dünya
  971. UCUN: Uçta, sınırda, kenarda, uçbeyi
  972. UÇ: 1- Son, bitim, sınır, kıyı 2- Aşırılık, ekstrem 3- Herhangi bir nesnenin sivri kısmı 4- Ordu kanadı, kol, cenah
  973. UÇA: 1- Koruma, himaye, arka 2- Uç, sınır, limit 3- Kendini aşmış, yüksek, ulu
  974. UÇAR: 1- Haber, havadis 2- Kanıt, delil 3- Göğe yakın, Tanrıya yakın, dindar 4- Uçarı, vurdumduymaz
  975. UÇBEY: birl. Uç/Bey Sınır karakollarında görev yapan askeri birlik komutanı
  976. UÇGUN: 1- Kam, baksı, kendinden geçmiş, transa girmiş 2- Kıvılcım
  977. UÇKAN: Uçan, uçucu
  978. UÇKARA: birl. Uç/Kara ..Sırtı renkli, kanatları kara bir kuş türü
  979. UÇKUN: Uçuk, kendinden geçmiş, ateşli, heyecanlı
  980. UÇMAĞ: (Uçmak) Cennet
  981. UÇSIZ: Sınırsız, geniş, büyük, alabildiğine..
  982. UÇUK: Uçmuş, kendinden geçen, mest olan kam, baksı
  983. UÇUMAK: Uçmak, cennet
  984. UÇUR: Devir, dönem
  985. UÇURAN: Kam
  986. UÇURUM: Son, uzak, uzak nokta, uçulan, uzaklaşılan, yüksek ve derin dağ yamacı, yar
  987. UÇUZ: birl. Uç/Uz 1- Alçak gönüllü 2- Basit, kolay
  988. UD: (Ut) 1- Arka, geri, ardından gitme, takip 2- karşılaşma, çatışma, yenme, utku 3- Uyuma, uyku
  989. UDAR: 1- Takipçi, peşini bırakmayan, kovalayan 2- Yener, galip gelir
  990. UDU: Uyku
  991. UDUK: Uyanık, diri
  992. UDUM: Art arka, arkası sıra
  993. UDUN: 1- Hüner, beceri 2- Sönmüş, sönük
  994. UDUZ: 1- Mürşit, yol gösteren, ardından gidilen 2- Yollayan, sevk eden
  995. UGAN: Kaadir, yaratan ve hükmeden, Ali, yüksek, kudretli Çok eski dönemlerden beri, Tanrı ve Tanrı sıfatı olarak kullanılan bu sözcük, Türklerin ilk Müslüman oldukları dönemlerde de, bir süre Tanrı adı olarak kullanılmıştır.
  996. UGIN: Fikir, düşünce
  997. UGIŞ: Zeka, üretkenlik
  998. UGUZ: Kutlu, mübarek
  999. UĞRAK: 1- başvurulan kişi, bilge ve deneyimli kişi 2- Savaşa giderken, Askerlerin, aile ya da eşyalarını topluca bıraktıkları yer 3- Uğranılan yer
  1000. UĞRAŞ: 1- Düşünce, tasarı, iş, çaba, meslek 2- Mücadele, savaşım, savaş, Karşılaşma, karşı karşıya gelme
  1001. UĞRAŞI: Meslek, iş, çaba, savaşım, geçim
  1002. UĞRUK: Savaşa giderken, askerlerin eşyalarını bıraktıkları yer
  1003. UĞRUN: Yan bakış, gizlice bakış
  1004. UĞUR: 1- Baht, talih, iyilik, güzellik, kut, bolluk, bereket 2- Süre, zaman
  1005. UĞURAL: Uğurlu, kutlu, bahtı açık
  1006. UĞURÇAL: birl. Uğur/Çal (Sürmek, değdirmek)
  1007. UĞUŞ: Akraba, hısım, kan bağıyla birbirine bağlı kişilerden her biri
  1008. UKUŞ: Zeka, akıl, yetenek
  1009. UL: 1- Temel, esas, kök, oluş, oluşum, doğuş 2- İşaret, nişan, iz
  1010. ULA: Temel, esas, esaslı
  1011. ULAÇ: 1- Ulaştıran, bağlayan, bağlayıcı 2- İsabet 3- Tim, takım, müfreze
  1012. ULAÇLI: Ulaştıran, ulak
  1013. ULAĞ: 1- Soy, nesil 2- Maiyet, bütünlük 3- ulak, haberci 4- Bağ, zincir
  1014. ULAK: 1- Ulaştırıcı, ulaştıran, haberci, bağlantı sahibi
  1015. ULAKÇI: Haberci, ulaştırıcı, bağlayıcı, bağlantı
  1016. ULAM: 1- Eklenmiş, katılmış, tim, müfreze 2- Dizi, dizili, bağlı, dizgi 3- yetenek, yetenekli 4- Ululama, selamlama, temenna
  1017. ULAN: 1- Bağlayan, bağlayıcı, birleştirici, etkileyici 2- Ulu, ululanmış, saygıdeğer, söz dinleten 3- Taze, tazelik, gençlik, genç, cıvan
  1018. ULANBATUR: birl. Ulan/Batur Ünlü ve ulu kahraman
  1019. ULANDI: Ululandı, kutsandı, kutlu
  1020. ULANMIŞ: Ulu, kutsal, mübarek, saygıdeğer
  1021. ULAR: 1- Bağlayan, birleştiren, birleştirici 2- Erkek keklik
  1022. ULAŞ: 1- Ululuk, ululaşma, yücelik 2- Oluş, temel, kök, soy, soyluluk 3- yetişme, kavuşma Ulaşılacak olan, bağlanılacak olan, ülkü, ideal 4- uluyuş, kurt gibi uluma 5- Savaş uranı, savaş narası 6- Kent, kent arazisi 7- İsabet
  1023. ULAŞLU: 1- Amaçlı, idealist, ne istediğini bilen 2- Ulaşıcı, bağlayıcı, birleştirici 3- Kentli, zengin, varlıklı
  1024. ULAT: Bağlayıcı, birleştirici
  1025. ULCA: 1- Ezeli, eskiden beri var olan 2- Pay, ganimet, savaş ganimeti
  1026. ULCAŞ: 1- Tazim, ululama, büyükleme 2- Bölüşüm, paylaşım, ganimet
  1027. ULDIZ: Yıldız
  1028. ULIÇ: Yavru, yaren, sevilen ve korunan
  1029. ULIÇIM: Yavru, yavrucak
  1030. ULIG: Uluma, yakınma, sızlanma
  1031. ULIŞ: Uluyuş, kurt gibi ulayış
  1032. ULU: (Ulug, Uluğ) Yüce, yüksek, mübarek
  1033. ULUCA: 1- Ululuğa yakın, saygıdeğer, hürmetli 2- Üst düzey yönetici, erk sahibi
  1034. ULUÇ: 1- Temel, esas, oluş, ulaş 2- Bağ, bağlantı, ilişki 3- Uluyuş, uluma
  1035. ULUĞAYGUÇİ: birl. Ulu/Ayguçi Göktürkler ve özellikle Uygurlar döneminde başbakan ( sadrazam, baş vezir) unvanı olarak kullanılmıştır.
  1036. ULUĞNOYAN: birl. Ulu/Noyan Çengiz Kagan döneminde "Başkomutanlık" sıfatı olarak kullanılan bir unvan
  1037. ULUKOYUN: birl. Ulu/Koyun Yakut destanlarında adı geçen "Ateşteki kutlu ruh"
  1038. ULULA: Yücelt, yükselt, mübarek kıl
  1039. ULUM: Debdebe, şaşa, gösteriş
  1040. ULUN: (Ulan, İlun) Ulu, ululanmış
  1041. ULUNYEGE: birl. Ulun/Yeke Sözü dinlenen, saygı duyulan, bilgi ve deneyimine başvurulan hanım
  1042. ULURAK: Ulu, kebir, en büyük
  1043. ULUS: 1- Ul (Temel, kök, esas) dan...Ul/Uz 2- Ülüş, bölüm, kesim, topluluk...dan boy, halk, millet,budun (Uygurlarda)
  1044. ULUŞ: Pay, bölüm
  1045. ULUTOYUN: birl. Ulu/Toyun Yakut destanlarında, kişiler arasındaki ilişkilere yöne veren kutsal ruh.
  1046. UMAK: Irk, soy, kemik
  1047. UMAN: Umutlu, bekleyen
  1048. UMANÇ: 1- Umutluluk 2- İntizar
  1049. UMAR: Umutlu
  1050. UMAY: Koruyucu, şefkatli, iyiliksever Eski dönem, kutsal kadın ruhlardan ( Halen, Altay ve tüm Kuzey Türkleri arasında çocukları sevip, koruduğuna inanılır)
  1051. UMDI: Arzu, beklenti
  1052. UMDU: Ümit, ümitli
  1053. UMUCA: Umutlu bekleyiş
  1054. UMUÇ: Rica, yakarış, beklenti
  1055. UMUG: 1- Ümit, destek, dayanak 2- Sığınma, iltica
  1056. UMUNÇ: Rica, beklenti
  1057. UMUR: Umar, ümitli
  1058. UMUŞ: Beklenti
  1059. UMUT: Umuş, ümit, beklenti
  1060. UNAT: Doğru, yerinde, uygun, olgun, yeterli
  1061. UNGAN: (Ungan) 1- Bağlı, bağımlı 2- Bahtiyar, doğru yolda olan
  1062. UR: 1- Uğur, baht, mutluluk 2- Vur, vurmak, darbe
  1063. URAGUT: Dişi, üretken, tohum, tohumluk
  1064. URAK: Orak, doğrayıcı, biçici
  1065. URAN: 1- Savaş narası, nara 2- Vuran, vurma eyleminde bulunan, döven 3- parola
  1066. URAS: 1-Kut, baht, mutluluk 2- Ateş bakışlı
  1067. URAZ: Uras, kut, baht
  1068. URAZLI: Mutlu, bahtiyar
  1069. URKU: Uğur, baht, talih
  1070. URPAK: (Urpağ) 1- Evlat, uşak 2- Kibar, nazik
  1071. URUK: 1- Boy, ok, ulus 2- Vuruk, vurgun
  1072. URUL: 1- Tür, cins 2- Örs
  1073. URULU: Cins, soylu
  1074. URUM: 1- Şeref, onur, haysiyet 2- Meleke, beceri, yatkınlık
  1075. URUMDAY: Panzehir ve tedavi için kullanılan bir taş
  1076. URUN: 1- Orun, şeref, itibar 2- Miktar, adet
  1077. URUNÇA: 1- Şerefli, onurlu 2- Emanet, rehin
  1078. URUNGU: 1- Şeref, onur, haysiyet, onurlu davranış 2- Eğitim ve talim kılıcı
  1079. URUS: 1- Orus, uras, uraz) 2- Uruş, kırış, savaş
  1080. URUŞ: Vuruş, döğüş, kırış, savaş
  1081. URUŞKAN: Savaşçı, cengaver
  1082. URUT: 1- Aşama, merhale 2- Amaç, maksat, hedef
  1083. URUZ: 1- Uraz, uras 2-Vuruş, dövüş
  1084. US: Öz, töz, yeti, anlayış gücü, akıl, zeka, uzluk
  1085. USAN: Uslu, akıllı, usta, uzman
  1086. USBOL: birl. Us/Bol ..Dahi, üstün zekalı
  1087. USLU: Akıllı, uzman, üstad
  1088. USLUM: Becerikli, mahir
  1089. USLUY: Deneyimli, tecrübeli
  1090. USUK: Uslu, akıllı, zeki
  1091. USUN: 1- Uzun, uzman, derin, engin, deneyimli 2- Gerçek, sahih
  1092. UŞAK: Çocuk, genç, taze, ufaklık
  1093. UTA: 1- Tedavi, onarım, tamir, iyileştirme 2- Zafer, galibiyet
  1094. UTACI: Doktor, eczacı, iyileştirici
  1095. UTAMAN: 1- Utkan, galip, muzaffer 2- Eczacı, doktor 3- Edepli, mahçup, sıkılgan
  1096. UTAN: 1- Galip, muzaffer 2- Utanma, ar, mahçubiyet
  1097. UTANGAN: Utangaç, mahçup, kendi kendini sıkan
  1098. UTAR: 1- Yener, utkan, galip 2- İyileştirici 3- Kovalayan, takip eden
  1099. UTAŞ:1- Yardım, imdat 2- Galibiyet, zafer, utku 3- Takip, kovalamaca
  1100. UTGUÇU: Galip, muzaffer
  1101. UTKU: Zafer, galibiyet, yenme, üstün gelme, güçlüklerden sonra ulaşılan mutlu son
  1102. UTLU: 1- Galip, muzaffer 2- Sıkılgan, mahçup
  1103. UTUGLU: Galip, muzaffer
  1104. UTUŞ: Yenme, galibiyet, zafer
  1105. UVUT: Utanma duygusu, edep, ar
  1106. UYAN: 1- Dikkat, itina, dikkatlilik, tedbir 2- İman, inanç
  1107. UYANIK: Dikkatli, tedbirli
  1108. UYAR: Uyumlu, uygun
  1109. UYAV: Uyanık, fatin, ferasetli
  1110. UYDAÇI: Mürşid, yol gösteren, öğretmen
  1111. UYGAN: 1- Uyumlu, geçimli, uysal 2- Bağlı, tabi, muti
  1112. UYGAR: (Uygur) çağdaş, uyumlu, uygun, uyarlı, medeni
  1113. UYGU: Ahenk, uyum
  1114. UYGUL: Uyumlu
  1115. UYGUN: 1- Yakışıklı, güzel, elverişli 2- Geçimli, dirlikçi, imtizaçlı
  1116. UYGUR: (uygar) Türk boyları içinde, bu günkü anlamda bir kentleşmeye ilk başlayan Türk boyuKağıdı, akapunkturu, matbaayı, tekstil sanayiini ve daha birçok buluşu gerçekleştiren Türk boyu
  1117. UYGUT: Uyumlu, ahenkli, uygar
  1118. UYGUTALP: birl. Uygut/Alp
  1119. UYLAŞ: 1- Uyum, geçim, dirlik, düzen 2- Fikir, düşünce, tefekkür
  1120. UYLAŞI: Uyum, geçim, barış
  1121. UYSAL: uyumlu, efendi,yumuşak başlı, halim, selim
  1122. UYTUN: Kutlu, mübarek
  1123. UYUM: Uygunluk, denklik, ahenk, armoni
  1124. UZ: Us, öz, erk, yetme, beceri, başarı, açılma, uzama, genişleme, açılım, yayılım
  1125. UZA: 1- uzay, genişlik, uzunluk, yaygınlık 2- Eski, eskiye dayalı, kadim, mazi 3- Geçiş, geçit
  1126. UZAK:1- Uzman, usta, sanatkar 2- Güçlü, egemen, başarılı
  1127. UZAM: Uzmanlaşmış, ustalaşmış, usta
  1128. UZAN: Uzman, usta, akıllı, bilgili, sanatçı, pir
  1129. UZAY: Feza, gök boşluğu, uzamış, genişlemiş, geniş
  1130. UZDU: Ezeli, çok eski, kadim
  1131. UZEL: birl. Uz/El Usta, maharetli, becerikli, sanat erbabı
  1132. UZELLİ: Usta, maharetli, elinden iş gelen
  1133. UZLUK: İhtisas, uzmanlık
  1134. UZMA: Kalifiye, uzman, pir
  1135. UZMAN: Usta, pir, otorite
  1136. UZUG: Uyanık, dikkatli, müteyakkız
  1137. UZUN: (Usun) 1- Uzman, pir, becerikli, iş bitirici 2- yaygın, geniş 3- kalıcı, daimi
  1138. ÜÇ:Üç sayısı(Türklerin, dokuz, kırk gibi, uğurlu saydığı sayılardan)
  1139. ÜGE: (Üyge) Ünlü, meşhur
  1140. ÜGİT: Öğüt, nasihat, propaganda, ajitasyon
  1141. ÜĞDÜL: Bahşiş, ihsan
  1142. ÜKELGE: Armağan, bahşiş
  1143. ÜLEGÜ: Bölüm, kısım, pay
  1144. ÜLEŞÜR: Bölüşüm, paylaşım, paylaşımcı
  1145. ÜLGEN: 1- Ulu, kebir 2- İri, büyük, heybetli, geniş Eski dönem kutlu ruhlarından ( Türk mitolojisinde İyiliğin kutlu ruhu)
  1146. ÜLGİ: Örnek, numune
  1147. ÜLGÜDÜR: Örnek, numune
  1148. ÜLGÜT: Örnek, numune
  1149. ÜLKE: Bölüm, parça, toprak, diyar, memleket, vatan, yurt
  1150. ÜLKEM: Ülke, memleket sevgisi
  1151. ÜLKEN: (Ülgen)
  1152. ÜLKER: 1- yıldızlar topluluğu, yıldız kümesi 2- Yedi kardeşler de denen bir yıldız grubu 3- Kadife,peşkir,gibi dokumaların üzerindeki, ince tüy, hav
  1153. ÜLKER ÇERİĞ: Savaş hilesi, savaş taktiği
  1154. ÜLKÜ: 1- İdeal, hedef, olacağına inanılan.."Olan, değil, olması gereken.." 2- Prensip, adet, düstur 10- Üleşme, bölüşme, pay, pay ortaklığı
  1155. ÜLKÜCÜ: Ülkü sahibi, olması gerekeni düşünen
  1156. ÜLKÜDAŞ: Aynı ülküyü benimseyen ve aynı ülküyü paylaşan kimse
  1157. ÜLKÜM: Ülkü sevgisi
  1158. ÜLÜGLÜ: Talihli, kısmetli,bahtı açık
  1159. ÜLÜK: (ülüg) Kısmet, nasip, pay
  1160. ÜLÜKBULMUŞ: birl. Ülük/Bulmuş Uygur kağanlarının unvanlarından
  1161. ÜLÜŞ: 1- Bölüş, bölüm, bölünen, pay 2- Konuk payı, komşu payı, ailenin ihtiyaçları dışında, konu-komşu için ayrılan ve saklanan pay
  1162. ÜMİT: Umut ÜN: 1- Ses, seda 2- Şöhret, nam
  1163. ÜNAL: 1- Ün/Al 2- İnal (Han soyundan gelen, soylu ve imtiyazlı bey)
  1164. ÜNALDI: birl. Ün/Aldı Ünlü, meşhur
  1165. ÜNDEV: Namlı, meşhur
  1166. ÜNLÜ: 1- Meşhur, namlı, tanınmış 2- Gür sesli, sesini duyuran
  1167. ÜREGEN: Bereketli, münbit
  1168. ÜREGİR: Bolluk, bereket, üretkenlik
  1169. ÜREK: Yürek, kalp
  1170. ÜREKLÜ: Cesur, yiğit
  1171. ÜRENTUYUN: birl. Üren/Tuyun Eski dönem, Yakut kutlu ruh adlarından
  1172. ÜRGAN: Kıvılcım, şerare
  1173. ÜRGÜÇ: Körük, demirci körüğü
  1174. ÜRK: Dehşet, korku, çekince
  1175. ÜRKMEZ: Cesur, korkusuz
  1176. ÜRKÜT: Ürkütücü, dehşet verici
  1177. ÜRÜK: Süregen, daimi
  1178. ÜRÜN: Döl, verim, ekin, üremiş, üretilmiş olan
  1179. ÜRÜNDÜK: Verimli, seçkin, güzide
  1180. ÜRÜNDÜL: Seçkin, güzide
  1181. ÜRÜNG: 1- Maneviyat, manevi güç, 2- Temiz, pak
  1182. ÜSTE: Galip, faik
  1183. ÜSTEK: Üstün, galip, faik
  1184. ÜSTÜN: Üstte olan, galip, faik, muzaffer
  1185. ÜSTÜNGÜ: Üstün gelme, üste çıkma, mertebe atlama, derece
  1186. ÜTGÜR: Hızlı, seri, çabuk
  1187. ÜYEN: 1- İlkeli, özüne bağlı 2- İyilik sever, temiz yürekli
  1188. ÜYGE: İyi, yararlı, zararsız
  1189. ÜYGEN: İyilik dolu, temiz kalpli
  1190. ÜYGENARIK: birl. Üygen/Arık Altay, Tuva, Sogay destanlarında adı geçen bir kutsal kadın ruh.
  1191. ÜZBE: Üzgün, kızgın, dargın, darlanmış, mahzun, sıkıntılı
  1192. ÜZLÜNÇÜĞ: Olağanüstü, fevkalade
  1193. ÜZÜT: Can, ruh, öz, tin
  1194. YABA:Yapa, yapu) 1- Yapı, oluşum 2- Alet, edevat
  1195. YABAGU: Yabgu, genel vali
  1196. YABALAK: (Yablak) Dayanıklı, metin, mütehammil
  1197. YABAN: 1- Yabancı, yabani, vahşi 2- Yapan, yapıcı
  1198. YABAY: Yapay, yapan, yapıcı, yapılmış
  1199. YABGU: 1- Üst düzey yönetici, genel vali 2- Merkeze bağlı, özerk, bölge yöneticisi Göktürkler döneminde kullanılan unvanlardan
  1200. YABIR: 1- Yapıcı, pozitif kişilikli, aktif, çalışkan 2- Güreşçi, dövüşçü
  1201. YABIT: Yapı, yapıt, eser, mamulat
  1202. YAD: Yabancı, el, değişik, farklı
  1203. YADA: 1- Yabancı, yabancılık 2- Büyü, sihir, büyü yapmada kullanılan bir taş
  1204. YADAÇI: 1-Yaya, piyade 2-yada taşını kullanan
  1205. YADEL: birl. Yad/Er Gurbet, yabancı memleket
  1206. YADU: Yadçı, yad edici
  1207. YAGLA: Talan, yağma
  1208. YAĞADUR: Yağış, yağmur, bolluk, bereket
  1209. YAĞAN: (Yagan, yakan) 1- Ucu ateşli ok 2- Yağmur 3- Gökten inen nur 4- Yakın, yar, canan
  1210. YAĞDIKAR: birl. Yağdı/Kar (kar yağarken doğan)
  1211. YAĞDIBASAN: birl. Yağdı/Basan Düşmana baskın yapan, düşmanı yok eden
  1212. YAĞISAVAN: birl. Yağı/Savan Düşmanı püskürten, düşmanı kovan, kovalayan
  1213. YAĞISIYAN: birl. Yağı/Sıyan (defeden,kovan)
  1214. YAĞIŞ: (Yakız- Yavuz) Kara, yanarak kararmış, karaya çalan mecCesur, gözü pek, şiddetli, yaman,yiğit
  1215. YAĞMA: Ganimet, ganimet paylaşımı, bolluk
  1216. YAĞMUR: Yağmur yağışı
  1217. YAĞMURCA: 1- Sessiz ve kısa süren yağmur 2- Bir geyik türü
  1218. YAĞRIK: Yakarış, dilek, niyaz
  1219. YAĞRIKÇI: 1- Yakarıcı, duacı 2- Faydalı, yararlı, işe yarayan
  1220. YAĞUK: (Yavuk) Sevilen, yakınlık duyulan, gönül yakınlığı
  1221. YAKA: 1- Sınır, sınır bölgesi 2- Kıyı, sahil
  1222. YAKACIK: Dağ eteği
  1223. YAKAK: Ucu ateşli ok
  1224. YAKAN: 1- Yakıcı, yok edici 2- yağan
  1225. YAKARCA: Yakan, sıcaklığı artıran
  1226. YAKARI: Dua, temenni, yakarış, dilek
  1227. YAKI: 1- İlaç, em 2- Yakıcı, yakan
  1228. YAKIT: Yakılan, enerji, ısı kaynağı
  1229. YAKŞI: Yakışıklı, güzel, çekici, yakıcı, uygun, yakışan, doğru, iyi
  1230. YAKŞILIK: İyilik, güzellik, uygunluk
  1231. YAKTU: Işık, meşale, aydınlık
  1232. YAKURA: Yakın, yakınlık duygusu
  1233. YAKUŞUK: Yakışıklı, güzel, uygun, uyumlu
  1234. YAKUT: Yakıt, enerji, yakılan
  1235. YAKUZ: (Yağız)
  1236. YALABIR: Parlak, parıldayan
  1237. YALABUK: Parlak, parlayan, ışık saçan
  1238. YALAP: Parlak, ışıltı, ışık saçan Eski dönem, Tanrı ad ve sıfatlarından
  1239. YALAV: Alev, yalaz
  1240. YALAVAÇ: (Yalvaç)
  1241. YALAZ: 1- Yalın, çıplak, aleni 2- Yalın, parlak, ışıklı, alev
  1242. YALÇIN: Dik, sarp, yukarıda, ulaşılmaz
  1243. YALDIR: 1- Parlak, parlayan 2- Yıldır, yıldıran,caydırıcı, ürkütücü
  1244. YALDIRAN: 1- Yıldırıcı, caydırıcı, ürkütücü 2- Parlak, parlaklık veren
  1245. YALDIRIM: Yıldırım
  1246. YALDIZ: Yıldız, ışık saçan parlaklık, parlayan, ışıyan
  1247. YALDRUK: (Yaldırık) Parlak, parlatılmış
  1248. YALGIN: Serap, yanıltıcı, görüntü
  1249. YALIM: 1- Ateş, kıvılcım 2- Kılıcın keskin tarafı, ince ağzı 3- Yüksek kayalık
  1250. YALIN: 1- Alev, parlaklık 2- Çıplak, net, açıkta olan, açık 3- Kınsız, kılıfsız kılıç 4- Tek başına, yalnız, korumasız
  1251. YALINCA: Yalnız, tek başına
  1252. YALINÇAK: Fakir, çıplak, garip, korumasız, sahipsiz
  1253. YALMA: Yağmurluk, pelerin
  1254. YALMAN: 1- Kılıcın keskin ağzı, kılıcın uç kısmı 2- Eğimli, dik tepe
  1255. YALTUK: Yalınlık, yalın olma hali
  1256. YALUNMUŞ: Yalın, çıplak, saf, arınmış
  1257. YALUY: Büyü, tılsım, sihir
  1258. YALVAÇ: Elçi, resul, nebi, peygamber
  1259. YAM: 1- Ulak atı 2- At gibi, ata benzeyen 3- Çöl, kıymık
  1260. YAMAÇ: 1- Bayır, dik yokuş, dağ ya da tepenin herhangi bir yanı 2- karşı, karşısı, öteki taraf
  1261. YAMAN: 1- Müthiş, dehşetli, etki ve beceri bakımından olağanüstü 2- kötü, fena, üzücü
  1262. YAMÇI: 1- Ulak, postacı 2- Ulak atı, postacı atı 3- Yağmurluk 4- Kalın, kolsuz yelek, kuzu derisiyle kaplı giysi
  1263. YAMI: 1- Ulak atı 2- Çöp, kıymık 3- İtibar, nüfuz
  1264. YAMTAR: 1- Yaman, güçlü, kuvvetli 2- Yağmurluk 3- Obur, iştahlı
  1265. YAMUN: Denetleyici, murakıp, müfettiş
  1266. YANAÇI: (Yanaç) Canip, candan
  1267. YANAĞ: (Yanak) Yanak, kısım, yan
  1268. YANAR: 1- Işıltı, ışık 2- Ateşli, sıcak kanlı, heyecanlı
  1269. YANAŞIK: 1- Ev kızı 2- Evlatlık alınmış, kız çocuğu
  1270. YANBaş: Sadık, bağlı, yakın, yanında,yanı başında, vefakar
  1271. YANÇ: (Yanıç) Hilal, yarım ay biçiminde
  1272. YANÇI: At zırhı
  1273. YANÇUK: (Yancık) At zırhı, at örtüsü
  1274. YANDAŞ: Yanında duran, destekleyen, taraftar
  1275. YANDIK: Heybetli, gösterişli, azametli
  1276. YANDU: İnançlı, inanmış, imanlı
  1277. YANGAK: 1- Yanak 2- yanık, sevdalı
  1278. YANGAL: Isı, hararet, ateş, ateşlilik
  1279. YANGIR: Hazin söz, dokunaklı söz, hazin konuşma
  1280. YANI: Cilve, işve, can yakıcılık
  1281. YANIK: Sevdalı, aşık, istekli
  1282. YANIT: 1- Ödül, mükafat 2- Karışık
  1283. YANK: (Yang) Metod, tarz, usul
  1284. YANKU: (Yankı) Aksi seda, eko
  1285. YANKUÇİ: Mübaşir, mahkeme memuru
  1286. YANTIR: Şehla, şehla gözlü
  1287. YANTUK: Gösterişli, azametli
  1288. YANTUT: Bedel, tazminat
  1289. YANUÇ: İnce, zayıf, narin
  1290. YANUK: 1- Esmer tenli, kara 2- Tutkun, aşık, sevdalı
  1291. YANULMAS: Yanılmaz, deneyimli ve bilgili otorite
  1292. YANUT: 1- Yanıt, karşılık 2- Ödül, mükafat
  1293. YAPA: 1- Yaba, yapma, çaba, enerji 2- Bütün, hep, bütünlük 3- Vefa
  1294. YAPAGI: Yapağı
  1295. YAPAN: 1- Yapıcı 2- Yaban, vahşi
  1296. YAPAR: Yapıcı, üretken, olumlu
  1297. YAPARLI: Olumlu, yapıcı
  1298. YAPI: Mamul, yapılmış
  1299. YAPINÇ: (Yapınçak) Yapılmış, mamul, üretilmiş
  1300. YAPRAK: (Yapurgak) Ağaç ve çiçek yaprağı
  1301. YAPSIK: Memnuniyet, neşe, meftunluk
  1302. YAPŞIN: Yapıcı, olumlu, becerikli
  1303. YAPURGAK: (Yaprak)
  1304. YAR: (Yarı) 1- Uçurum, dik bayır 2- Tanzim, tertip, organizasyon
  1305. YARAGU: Yarar, fayda, faydalı, yararlı
  1306. YARAĞ: (Yara, yarag) 1- yarar, fayda, faydalı, yararlı 2- Silah, zırh, kalkan
  1307. YARAŞUK: Uyumlu, ahenkli, barışsever
  1308. YARAŞUR: Uygun, münasip, layık
  1309. YARATGAN: Yaratan, yaratıcı
  1310. YARATU: Yaratma, tertipleme, düzenleme
  1311. YARATUN: Yaratıcı, tertipli, düzenli, örgütlü
  1312. YARATUR: Yaptırır, yaptırımcı, buyurucu, örgütleyici
  1313. YARAY: Usta, ehil, beceri sahibi
  1314. YARAYLI: uygun, münasip, yararlı
  1315. YARÇI: Ortak, şerik, hissedar
  1316. YARDAK: Yardımcı, asistan, muavin, refik
  1317. YARGAN: 1- yararlı, faydalı, güvenilir, yakın 2- Koruyucu, muhafazakar 3- Mahkeme, yüksek mahkeme
  1318. YARGI: Hukuk, hüküm, mahkeme, adalet
  1319. YARGICI: (yarguçu, yagıçı, yargıç) Yargıç hakim, yargı mercii
  1320. YARGIÇ: Yargıcı, hakim
  1321. YARGIÇU: Yargıç
  1322. YARGIN: (yarkın) 1- Gün ışığı 2- Şimşek, çakın 3- Canan, arkadaş, dost 4- Güler yüzlü
  1323. YARGUÇİ: yargıcı, yargıç, hakim
  1324. YARIM: 1- Yapıcı, yaparlı 2- yarış, müsabaka 3- Bölüm, bölünmüş
  1325. YARIP: Yarı, yarım, bölük, bölünmüş
  1326. YARIŞ: 1- Bölüş, bölüm 2- Müsabaka, karşılıklı, ileriye atılma
  1327. YARIZ: Yarıcı, seri, çabuk, hızlı
  1328. YARLIG: 1- Bağışlama, acıma 2- Ferman, buyruk
  1329. YARLIGAÇ: İnayet, yardım, bağış, merhamet
  1330. YARLIGAMAS: Acımasız, acımaz, bağışlamaz
  1331. YARLIGAMIŞ: Bağışlayıcı, merhametli, rahman
  1332. YARLIGAN: Rahman, bağışlayıcı
  1333. YARLIGAR: Bağışlayıcı
  1334. YARLIGASUN: Bağışlayıcı, rahman
  1335. YARLIK: 1- Esirgeme, bağışlama 2- Buyruk, ferman
  1336. YARLUĞ: İrade, istem, buyruk
  1337. YARLUK: Muhtaç, yoksul
  1338. YARLUKA: Bağış, lütuf, koruma
  1339. YARMAKAN: (Yarmayan) Armağan, hediye
  1340. YARP: (yarıp) Durgun, sabit
  1341. YARPAN: (Yarban, yarıban) Sabit, sakin, kendi halinde
  1342. YARŞI: Hissedar, ortak
  1343. YARTIM: 1- Kısım, bölük, fırka 2- yardım, inayet, destek
  1344. YARUK: 1- Işık, ziya, nur 2- Zırh, koruyucu
  1345. YASA: (Yasağ, yasak) Yasa, kanun, nizam, kural, kaide, yasak
  1346. YASAÇU: (Yasacı) 1- Parlamenter, Yasa yapan, yasa koyucu 2- Yasaya bağlı, yasal
  1347. YASAĞ: yasak, yasa
  1348. YASAL: 1- Disiplin, sıra, saf, ordunun yürüyüş düzeni 2- Yasalara uygun, nizami
  1349. YASAN: 1- Tertip, düzen, tasarı, plan 2- İşaret, alamet, karar
  1350. YASAR: (Yasur) yasaya uyan, yasayı uygulayan
  1351. YASATAN: Yasalara saygılı
  1352. YASATUR: birl. Yasa/Tur Yasaya bağlı, yasayı uygulayan
  1353. YASAVUL: Yasayı korumak ve uygulamakla görevli memurZabıta, polis
  1354. YASGUÇ: Nikap, gizlilik
  1355. YASUN: (Yisun, İsun) Doğa, tabiat
  1356. YASUT: (yasıt) Onur, şeref, haysiyet
  1357. YASVUL: (Yasavul) 1- Polis, bekçi 2- Mübaşir
  1358. YAŞ: Yaşam, ömür, dirilik, aydınlık, tazelik, ışımak, gelişim, yeşil, yeşillik, gençlik
  1359. YAŞAGU: Ömür, yaşam, canlılık
  1360. YAŞAM: Hayat, ömür, dirlik
  1361. YAŞAR: Ömür, yaşam, hayatta kalış.
  1362. YAŞIL: 1- Yeşil renk mec.Tazelik, gençlik, zindelik 2- Yeşillik, çimenlik
  1363. YAŞIN: 1- Gizlilik, gizem 2- Şimşek, çakın
  1364. YAŞIT: 1- Genç, körpe, taze 2- Eş, denk, eşit
  1365. YAŞLAK: Giz, sır, esrar, gizli kalması gereken
  1366. YAŞRU: Giz, gizlilik, gizem
  1367. YAŞUK: 1- Işık, ışın, şua 2- Aşkın, aşık, aşmış
  1368. YAŞURGAN: Ketum, sıkı ağızlı, sır vermez
  1369. YATAĞAN: (yatağan, yatakan) 1- Kama türünde, iki tarafı da kesen bir bıçak 2- Tembel, miskin 3-Borcunu ödemeyen, üstüne yatan (Uygurlarda)
  1370. YATI: Yatık, meleke, beceri, el yatkınlığı
  1371. YATKIN: Yatık, yatan, uygun, uygunluk
  1372. YATMAN: Muti, efendi, uyumlu, itaatkar
  1373. YATUK: 1- Yatkın, becerili, meleke sahibi 2- Tembel, ağır kanlı
  1374. YAVÇIN: (Yatçın) Konuk, yatıya gelen konuk
  1375. YAVGA: Soy, sop, nesil
  1376. YAVNIK: Sevinç, neşe
  1377. YAVRİ: Zayıf, güçten düşmüş
  1378. YAVRU: Zayıf, bakıma muhtaç, ilgi ve bakım bekleyen
  1379. YAVUK: Yakın, yakında duran, yakınlık duyulan, sevgili
  1380. YAVUZ: (Yağız) KaraMecSert, şiddetli, dehşetli, gözü kara, yaman
  1381. YAY: 1- Yaz mevsimi 2- Silah, ok atmaya yarayan, gergin ip, gerginlik
  1382. YAYAK: yaya, piyade
  1383. YAYGARU: Bahar, ilkbahar, yaza doğru giden zaman
  1384. YAYGIN: Yayık, yayılmış
  1385. YAYGIR: (Yaykır) Uzay, sema, yıldızlar alemi
  1386. YAYIK: 1- Yaygın, geniş, genişlemiş 2- Tufan, deprem 3- Altay destanlarında adı geçen, kutlu ruh.
  1387. BEYRU (Bayrı) :Bayülken'in oğullarından
  1388. YAYIN: Serap, feyezan
  1389. YAYKIRU: Sema, feza, uzay
  1390. YAYLA: Yaz yeri, yazlıkBahar, yaz aylarını geçirmek için çıkılan, yüksek dağlık bölge
  1391. YAYLAERİ: birl. Yayla/Eri Yaylada yada yaylaya çıkarken doğan çocuklar için kullanılan adlardan
  1392. YAYLAK: Yayla, yazlık, sayfiye
  1393. YAYLIM: Yayılım, yayılma yeri, otlak, mera
  1394. YAYMUT: birl. Yay/Mut Yaz sevinci
  1395. YAYUÇI: Yayıcı, dağıtıcı, haber yollayan
  1396. YAYUK: 1- Yayvan, yayık, uçsuz bucaksız, geniş 2- Deprem, yer sarsıntısı
  1397. YAZAL: Takı, süs, ziynet, mücevher
  1398. YAZDIÇ: Anıt, kitabe
  1399. YAZGAN: Yazan, yazıcı, yazgıyı tayin eden Eski dönem Tanrı ad ve sıfatlarından
  1400. YAZGI: 1- Yazı, kader, mukadderat, alın yazısı 2- Tanrısal, ilahi
  1401. YAZGULU: Talihli, bahtı açık
  1402. YAZIÇU: Yazıcı, katip
  1403. YAZIM: Yazgı, mukadderat
  1404. YAZIN: 1- Yaz vakti, bahar vakti 2- Kader, alın yazısı
  1405. YAZINÇ: Kader, alın yazısı, yazgı
  1406. YAZIR: 1- Çok ülkeler gezmiş, görmüş 2- Çok ülke fethetmiş, fatih 3- yazar, yazıcı, katip
  1407. YALIKSUZ: Günahsız
  1408. YEDEN: 1- Yedeği olan, yedeğine alan, tedbirli 2- Yetkin, yeterli, usta
  1409. YEĞ: (Yek, yeke) 1- Yüksek, ala, eftal, iyi, daha iyi 2- Soylu, asil, seçkin, güzide, mümtaz
  1410. YEĞEN: 1- Yeğ, üstün tutulan, yeğin, yeğlenmiş 2- Kardeş çocuğu (Babası ya da anası ölmüş, ya da uzakta olup da yakın akrabaları tarafından yetiştirilen çocuklar için kullanılan adlardan) 3- Güveyi, damat
  1411. YEĞİN: 1- Üstün, faik 2- Bereketli 3- Çok güçlü, hızlı, şiddetli
  1412. YEĞİNEK: 1- Yığınak, küme 2- Üstün, faik, daha iyice
  1413. YEĞNİ: 1- hafif 2- Alçak gönüllü, mütevazı
  1414. YEĞREK: (Yekrek) Etfal, evla, iyi, üstün
  1415. YEKREK: Evla, iyi, üstün, daha iyi
  1416. YEKSEK: Tedbirli, ihtiyatkar
  1417. YEKÜL: (Yeğül) Yeğni, faik, üstün, muzaffer
  1418. YEL: Rüzgar, esi
  1419. YELÇİ: Yel gibi, hızlı
  1420. YELEÇ: Havadar, yel alan
  1421. YELEGEN: Hızlı, süratli, yel gibi
  1422. YELEĞİN: Yel alan yer, rüzgarlı yer
  1423. YELEK: 1- yel gibi, hızlı 2- Okun arkasına takılan tüy, denge tüyü 3- Kolsuz ve yakasız üst giyeceği
  1424. YELEKİN: (Yeleğin) Rüzgarlı, yel esen yer, yel alan yer
  1425. YELEN: 1- Arzu, istek, dilek 2- Fırtına
  1426. YELES: Yel esintisi, havadar, rüzgarlı
  1427. YELESER: birl. Yel/Eser Esintili, havadar, yel esen..
  1428. YELESEY: birl. Yel/Esey Yel esintisi
  1429. YELİM: Hareket, eylem, devinim
  1430. YELİN: 1- Yel uğrağı, yel alan yer 2- Yel değişi, yel teması
  1431. YELİS: Havalı, havadar, rüzgarlı
  1432. YELİZ: birl. Yel/İz Havadar, rüzgarlı, havalı
  1433. YELKİM: Havadar, havası güzel yer
  1434. YELKİN: 1- Konuk 2- Hızlı, yol gibi
  1435. YELME: Öncü, yol gösteren, mihmandar
  1436. YEN: 1- Yenmek, alt etmek 2- Deri 3- Yeni, yenilik, orijinal
  1437. YENCİLEK: Hafif, yeğin, narin, ince
  1438. YENDÜN: Tercih, seçim, referans
  1439. YENGİ: 1- Yeni, orijinal 2- Zafer, utku
  1440. YENİN: Galip, muzaffer, utkan
  1441. YENİŞ: Galebe, galibiyet, utku
  1442. YENTÜR: Kalender
  1443. YENÜL: Mütevazı, alçak gönüllü
  1444. YEPREM: Aktif, faal, becerikli, çalışkan
  1445. YERÇİ: Başkan, yol gösteren, mürşit.
  1446. YERÇİLİG: İzci, takipçi
  1447. YERGİN: Mahzun, hüzünlü, bitkin, yere bakan, boynu bükük
  1448. YERİNÜR: Durağan, üşengeç, müşkülpesent
  1449. YERÜNMES: Hamarat, çalışkan, vurdumduymaz
  1450. YESUGA: (Yesuge, yasagay) Yasa, yasak, yasaya bağlı, yasadan yana
  1451. YESUKEN: (Yasuga, yasag, yasa) Yasa, yasak, yasalı, yasaya bağlı
  1452. YEŞİL: (Yaşil) 1- Tazelik, taze, körpe 2- Çimen, çimenlik
  1453. YEŞİM: Eski dönemlerde, Türklerce kutsanmış, değerli taş
  1454. YET: (yeti, yete) Kudret, kuvvet, güç, yeterlilik, yetenek, beceri, maharet
  1455. YETEK: Gaye, emel
  1456. YETEN: Yeterli, yetkin, usta
  1457. YETER: Yeterli, yetkin, uzman, usta
  1458. YETGİN: (Yetkin) Çok çocuklu ailelerin, doğan çocuklarının sonuncu olması dileği ile verilen adlardan
  1459. YETİ: 1- yetenek, kabiliyet 2- Yetkin, kamil, olgun, becerikli, mükemmel 2- Etki, etkileyici 3- Yitik, kayıp, harcanmış, zayi olmuş
  1460. YETİŞGİN: (yetişkin) Yetişmiş, olgun, kamil, mükemmel, yetenekli
  1461. YETİZ: Hazır, amade, yeterli, olgunluğa ermiş
  1462. YETKİ: Sorumluluk, maharet, iş bitirme gücü
  1463. YETKİN: 1- yetişkin, ehil, uzman, yeterli 2- Etkileyici, çekici, mükemmel
  1464. YETMEN: Olgun, gelişkin, uzman, yeterli, yetenekli
  1465. YEYGÜ: Armağan, bahşiş, ihsan
  1466. YEYİN: Galip, kavi, üstte olan
  1467. YEYNİ: Ehven, iyi
  1468. YEYREK: Makbul, kabul gören, beğeni toplayan
  1469. YEYTEM: Eski, kadim
  1470. YIBAR: 1- Koku, parfüm 2- Kokulu mum
  1471. YIĞ: Yığılı, toplu, birikim
  1472. YIĞAÇ: 1- Ağaç 2- Erkeklik organı 3-Yığıcı, toplayıcı
  1473. YIĞAN: (Yıkan) 1- Yığıcı 2- Yıkıcı
  1474. YIĞIN: Birikim, kitle, yığılı olma hali, yığılmış, istifli
  1475. YIĞINAK: Toplum, kitle
  1476. YIĞINCA: Genel, teamül, sosyal kural, toplumun benimseyip uyguladığı kurallar
  1477. YIĞLINÇ: (Yığlınçı) İffetli, edepli, namuslu
  1478. YIĞNAK: Yığın, yığınak, toplum, cemaat
  1479. YIĞRIK: Mahçup, utangaç
  1480. YIKIN: (yığın) Afet, yıkım , zarar
  1481. YIKINÇ: Yıkmış, yıkıcı
  1482. YIKMIŞ: Yıkıcı, devirici, güçlü
  1483. YILDIKU: Yıldız, yıldız kümesi
  1484. YILDIR: Yıldırıcı, ürkütücü, heybetli, dehşetli, şiddetli, gözü kara, korkusuz
  1485. YILDIRAN: Ürkütücü, korkutucu, heybetli, gösterişli
  1486. YILDIRGAN: Yıldıran, ürküten, korkutan, şaşalı, gösterişli
  1487. YILDIRIM: (Yaldırım) 1- Berk, yüksek voltajlı elektrik 2- Göz kamaştırıcı, ışık, aşırı parlaklık
  1488. YILDIZ: Yaldız, parlak ışık, parlayan, ışıyan
  1489. YILDURU: Berrak, net, temiz, billur
  1490. YILGI: Yılma, dehşet, ürküntü
  1491. YILGIN: Yılmış, ürkek, bezgin
  1492. YILIĞ: Yılgın, yılmış, yılık
  1493. YILKI: 1- At, at yavrusu 2- At sürüsü
  1494. YILMA: 1- Yılmaz, azimli, dayanıklı, cesur, korkusuz 2- Dik yokuş, dağ yamacı
  1495. YILMASIN: Yılmaz, korkusuz
  1496. YILMAZ: Gözü pek, korkusuz, batur, dayanıklı, azimli
  1497. YIRAGU: Yırcı, çalgıcı, enstrüman çalan, müzisyen
  1498. YIRAK: Irak, uzak, mesafeli
  1499. YIRI: Sol, sol taraf, tek taraf, tek taraflı
  1500. YIRIM: 1- Solak 2- Yarım 3- yurt, toprak
  1501. YIŞ: (Yaş, yaşıl) Orman, yeşillik içindeki bölge
  1502. YIŞIK: 1- Tulga, demir örgülü tulga 2- ışık
  1503. YİBEK: Ateşli, hararetli, heyecanlı
  1504. YİGE: Dayanıklı, kavi, metin
  1505. YİĞENEK: 1- Toplum, kitle, cemaat 2- Yeğen, yeğencik
  1506. YİĞİN: Daha iyi, sıkı, dayanıklı, üstün, tercih edilir
  1507. YİĞİT: 1- Yeğ, yiğ, iyi, daha iyi, sıkı, sağlam, güçlü, batur, cesur 2- Delikanlı, cıvan, genç 3- Koca, eş
  1508. YİLUN: (Yulun) İri, heybetli, gösterişli, cesim
  1509. YİNÇKE: İnce, zarif, narin
  1510. YİNÇKELÜ: Nazik, anlayışlı, kibar
  1511. YİNÇÜ: 1- İnce, zarif 2- İnci
  1512. YİNDEK: Daimi, ebedi, sürekli, kalıcı
  1513. YİR: Yer, toprak, arazi, arz, yeryüzü, dünya
  1514. YİRÇİ: Kılavuz, izci, rehber, yer bilen, yer bildiren
  1515. YİRDEŞ: Yurttaş, hemşehri, aynı toprağı paylaşan
  1516. YİRDİNÇÜ: (Yirtinçü) Evren, kainat
  1517. YİRGA: Mesut, mutlu, mutluluk dolu
  1518. YİRTİNÇÜ: Evren, kainat
  1519. YİSUN: (yasun, yosun) Doğa, tabiat, yeşillik
  1520. YİTER: Varis, mirasyedi
  1521. YİTİK: 1- Yetik, olgun 2- Keskin 3- Kayıp
  1522. YİTİRMİŞ: Yitik, kayıp, kaybetmiş, yoksul
  1523. YİTÜT: Meziyet, maharet, beceri
  1524. YİZEK: Askeri kılavuz, öncü
  1525. YOĞANAK: Yığınak, kütle
  1526. YOĞÇI: Yuğcu, yuğ yapan, yokluk çeken, yas tutan, yasçı
  1527. YOĞUN: Kalın, gür, iri, sık, sıkı, cüsseli, fazla, fazlalaşmış, katılaşmış
  1528. YOKUŞ: Yukarı, yukarı doğru çıkan, dik yol, bayır
  1529. YOL: Üzerinden gidilen...mec1- Kut, mut, baht, yazgı, kader 2- Örf, adet, töre, gelenek teamül, ilke, tarz, gidişat
  1530. YOLA: 1- Örf, adet, usul, erkan 2- Meşale, kandil
  1531. YOLAÇ: Yol gösterici, mihmandar, rehber, önder, öncü
  1532. YOLAÇAN: birl. Yol/Açan Önder, öncü
  1533. YOLAK: birl. Yol/ak 1- Dürüst, namuslu, temiz 2- Çığır, yenilik, gidişat 3-Kısa yol, kestirme yol
  1534. YOLALDI: birl. Yol/Aldı 1- İlerleme kaydeden, gelişen, uzman, profesyonel 2- Terbiyeli, yola gelmiş, geleneklerine bağlı
  1535. YOLBAK: (Yolbaka, yolbakan) Konuksever, misafirperver
  1536. YOLBİLİR: birl. Yol/Bilir Görgülü, bilgili, usul erkan sahibi
  1537. YOLÇU: 1- Önder, başkan, şef, lider 2- Peygamber, nebi 3- Gelenekçi, muhafazakar 4- Yolcu, yola çıkmış, yolunda giden
  1538. YOLDAM: 1- Uysal, yola gelen, yolunda giden 2- Usul, metot, tarz
  1539. YOLDAŞ: Aynı yolun yolcusu, aynı yolu paylaşan, aynı yola gönül vermiş, aynı yola baş koymuş,aynı, töre ya da prensipler üzerinde, fikir ve gönül birliği eden, çok yakınlaşmış dost, dava arkadaşı
  1540. YOLERİ: birl. Yol/Eri 1- Töreye bağlı, edep erkan sahibi, bilgili, deneyimli
  1541. YOLKULU: birl. Yol/Kulu mecTöreye ve kurallara bağlı
  1542. YOLLUK: (Yolluğ) 1- Kutlu, mübarek 2- Olgun, ergin 3- Halas bulmuş, huzura kavuşmuş, mesut,bahtiyar
  1543. YOLOĞLU: birl. Yol/Oğlu 1- Fedai, serdengeçti 2- Adak, adanmış, kurban 3- Bağlı, kendini töreye bağlamış
  1544. YOLUM: Usul, kaide, prensip
  1545. YONAT: Tam, eksiksiz, kusursuz
  1546. YONCA: Sulu yerlerde yetişen bir bitki türü
  1547. YORÇU: 1- Askeri kılavuz, öncü, yol gösteren 2- Yorumcu, yorumlayan, eleştirmen
  1548. YORDAM: 1- Alışkanlık, eğilim, usul, meleke, beceri 2- Jest, eda, işve, naz
  1549. YORGA: (Yurga) Rahvan giden at
  1550. YORNUK: İstirahat, istirahatgah, dinlenme yeri
  1551. YOVAŞ: (Yavaş) Çelebi, efendi, ağırbaşlı, halim
  1552. YÖNDEM: (Yöntem) Usul, tarz, teamül, töreye uygun biçimde olan
  1553. YÖNET: 1- Biçim, tarz, yöntem 2- uygun, uyumlu, uysal, geçimli
  1554. YÖNTEM: (Yöndem)
  1555. YÖNTEN: Uslup, tarz, biçim
  1556. YÖRGENÇ: Dağ dönemeci, dağ yolu
  1557. YÖRTEM: Usul, biçim, tarz
  1558. YÖYEN: Mevsim, sezon
  1559. YUĞAK: Bir su kuşu
  1560. YUĞKA: İnce
  1561. YUĞRUŞ: (Yukruş, Yukruç) Eskiden, halktan biri olmasına rağmen, gösterdiği performans ve yararlılıklardan sonra, bey mertebesinde değerlendirilerek, devletin üst düzey kademelerinde görev alan kişi.
  1562. YULA: 1- Su kaynağı, yerden fışkıran su, göze 2- Işıldak, ışık veren, meşale, kandil
  1563. YULU: Adalet
  1564. YULYU: (Yulu, yuluk, Yulug) 1- Yardımcı, yardımsever, fedakar, adil 2- haraç, cizye, vergi 3- traş,traşlı, bakımlı 4- Yağma, yağmacı
  1565. YULUĞBİRİM: birl. Yuluğ/Birim Uygurlar döneminde alınan mahsul vergisi
  1566. YULUK: 1- Traşlı, matruş, bakımlı 2- Yağmacı
  1567. YULUM: 1- Fedakar, yardımsever 2- Yolcu, yoluna bağlı, töresine bağlı
  1568. YULUN: Yolcu, yola giden
  1569. YUM: Mutluluk, neşe, ferahlık, rahatlık
  1570. YUMLU: Mutlu, kutlu, mübarek, huzurlu
  1571. YUMRU: 1- Yumulu, yumuk, yumruk 2- İri, heybetli, gösterişli
  1572. YUMUK: Gül, goncagül
  1573. YUMUŞ: (Yumuç) 1- Söz, öğüt, nasihat 2- Emir, ferman, buyruk 3- Müjde, müjdeli haber 4- Yumuk,yumulmuş, yumruk
  1574. YUMUTGAN: Yapıcı, birleştirici, pozitif kişilik
  1575. YUNAK: Üzerinde çamaşır dövülen ve yıkanan, büyük taş parçası
  1576. YUNMUŞ: Yıkanmış, temiz, titiz, arık
  1577. YUNT: 1- Çadır, oba, ev, yurt, vatan 2- Terbiyesi tamamlanmamış, yarı yabani at 3- Uygarlık,medeniyet
  1578. YURÇI: 1- Becerikli, mahir 2- Yirçi, yer gösteren, rehber
  1579. YURGA: Rahvan giden at.
  1580. YURT: 1- Vatan, kutsanmış toprak 2- Kaynak, asıl, kök 3- Uygarlık, medeniyet 4- Çadır, oba, ev
  1581. YURTLAK: Yurt, vatan, sonradan yurt edinilmiş yer, yurtlaştırılmış yer.
  1582. YUTLUK: Kayıp, zarar
  1583. YUTUM: Yudum, damla, tike, parça
  1584. YUVANÇ: Teselli
  1585. YÜCE: Yüksek, ulu, alicenap, haşmetli
  1586. YÜCEL: Yücelik, ululuk, haşmet.
  1587. YÜĞNEK: Alçak gönüllü, mütevazı.
  1588. YÜĞNÜK: Salih, temiz
  1589. YÜĞRÜK: Yürük.
  1590. YÜĞÜNT: Selam
  1591. YÜKNÜ: Secde, secdede olan
  1592. YÜKSEL: Yükseklik, ululuk, büyüklük
  1593. YÜKSELEN: Ulu, kişi.
  1594. YÜKSELİŞ: Büyüklük, ululuk, ikbal
  1595. YÜKÜN: Baş eğme, saygı duruşu, tazim.
  1596. YÜKÜNÇ: Eğilme, reverans
  1597. YÜKÜNGEN: Eğilen, reverans yapan, saygılı
  1598. YÜKÜNTÜR: Baş eğdirir, diz çöktürür.
  1599. YÜKÜNÜK: Eğilme, reverans
  1600. YÜKÜNÜR: İbadet eden
  1601. YÜLEK: Okun arkasındaki, denge tüyü.
  1602. YÜNKÜL: Hafif, narin
  1603. YÜRE: Daire, helezon, çember
  1604. YÜREĞİR: Yürekli, cesur
  1605. YÜREKLİ: Cesur, korkusuz.
  1606. YÜRİK: Yaşam, hayat,, ömür, geçim.
  1607. YÜRÜM: Yaşam, hayat, ömür
  1608. YÜZAK: birl. Yüz/Ak Masum, günahsız.
  1609. YÜZAKI: birl. Yüz/Akı Masumiyet, temizlik, namus, namusluluk, başarı, beceri
  1610. YÜZLÜG: (Yüzlüg, yüzlük) Soylu, dürüst, namuslu.